Seyahate çıkmak için yeni bir sebep: Sinema

Seyahate çıkmak için yeni bir sebep: Sinema

İzlediğimiz filmlerin bazıları bize bavul hazırlatacak kadar etkileyici mekanlarda geçiyor. Siz de içinizdeki gezgini yola çıkarmak için yeni bir bahane bulmak istiyorsanız, 10 şehirlik listemize göz atın. Ama önce filmleri izlemeyi unutmayın! 

Bir film sizi en çok nesiyle etkiler? Kimisi için senaryo, kimisi için kurgu, kimileri içinse yönetmenin ya da oyuncunun adı bile bir filmi izlemek ya da o filmi en başından sevmek için yeterli. Bazı filmlerse seyirciye öyle güzel manzaralar sunuyor ki, filmin adını unutsanız bile izlediğiniz görüntüler aklınızda kalıyor.

Tanca/Fas (Çölde Çay)

Tanca/Fas
Tanca’yı gördükten sonra eve dönmek istemeyebilirsiniz.

Fas başlı başına bir masal diyarı gibi. Tanca şehrine vardığınızda, John Malkovich ve Debra Winger’ın canlandırdığı baş karakterlerin Tanca Limanı’na indiklerinde hissettikleriyle benzer duygular içine girebilirsiniz: Bir daha eve dönmeyecek seyyahlar... İşte Tanca sizde böyle radikal kararlar aldırabilecek bir yer. Üstelik filmde geçen diğer lokasyonlar da tatil rotanızı çizmenizde yardımcı olabilir. En azından Sahra Çölü’nü görmeden dönmeyin!

Petra/Ürdün (Indiana Jones)

Petra/Ürdün
Petra Antik Kenti ününe bu film sayesinde kavuştu.

En gizemli ve ulaşması zor antik kentlerden biri olan Petra, dünyaca ünlü şöhretine Harrison Ford ve Sean Connery’nin başrollerini paylaştığı Indiana Jones filmiyle ulaştı. Antik kenti ararken, tıpkı senaryo gereği filmde tesadüfen Petra harabelerini buldukları gibi, gizemli bir yolculuğa çıkmış olacaksınız. Çünkü Petro çölün ortasında, kayalıkların içine kazılmış, çeşitli renklerde taşlardan yontulmuş gizli bir hazine gibi. Ulaşmak için çok yürümeniz lazım. Yine de attığınız her adıma değecek…

Brüksel/Belçika (In Bruges)

Brüksel/Belçika
Brüksel, hem gece hem de gündüz sizi kendisine hayran bırakacak.

Çocuk kitaplarındaki o masal kentlerini hatırlıyor musunuz? Gözünüzde tam canlanmadıysa In Bruges’ü izlemeye başlayın! Orta Çağ’dan kalan yapılarının tek bir taşı bile yerinden oynatılmamış neredeyse. Brüksel, o kadar hayal dünyasından fırlamış gibi ki, filmdeki şiddet sahnelerini bile yumuşatıyor. Özellikle sonbaharda zamanda geriye gitmek için bu kenti ziyaret etmelisiniz.

Yeni Zelanda (Yüzüklerin Efendisi)

Yeni Zelanda
Yüzüklerin Efendisi serisinde kullanılan mekanlar o kadar ilgi çekti ki, bu mekanlara turistik turlar düzenlenmeye başlandı.

Yeni Zelanda için Yüzüklerin Efendisi serisi başlı başına bir turizm imkanı. Şehir ismi vermeyişimizden anladığınız gibi, ülkenin her noktası film için kullanılmış. Örneğin; Wellington’daki Kaitoke Bölgesel Parkı, Nelson Lakes Ulusal Parkı, Christchurch’deki Mount Sunday, Pelennor Fields ve Matamata bölgesi eğer hem filmin hayranı hem de bir doğa aşığıysanız görmeniz gereken yerler. Gidince fark edeceksiniz ki, Yüzüklerin Efendisi’nde en azından doğaya dair hiçbir konuda özel efekt kullanılmamış!

Paris/Fransa (Amélie)

Paris/Fransa
Paris’i görme arzusu uyandıracak onlarca film var.

Paris’e gitmek için size ilham verecek, şehri fonuna almış Amélie dışında onlarca film var. Ama hem Amélie’nin anlattığı sıcacık hikaye hem de müzikler bu filmi üst sıralara taşıyor. Filmde Amélie’nin çalıştığı Café des 2 Moulins isimli kafe, filmden ilham alıp yola çıkanların ortak buluşma noktası gibi. Üstelik turistlerin ilgisinden dolayı o kadar kalabalık oluyor ki, gitmeden önce rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Arnavut kaldırımlı bir sokakta yer alan kafedeyken kendinizi filmin içinde gibi hissedeceksiniz.

Nairobi/Kenya (Benim Afrikam)

Nairobi/Kenya
Danimarkalı yazar Karen Blixen’in Nairobi’deyken yaşadığı çiftlik, halen filmin meraklılarının ziyaretine açık.

Popüler kültür âşıkları için Nairobi biz dizi karakteri, değil mi? La Casa de Papel’in en sevilen karakterlerinden Nairobi’nin adına ilham veren kent, aynı zamanda Meryl Streep ve Robert Redford’un mükemmel oyunculuklarıyla hafızalara kazıdığı Benim Afrikam filminin çekildiği şehir. Danimarkalı yazar Karen Blixen’in Afrika anılarını anlattığı kitabından uyarlanan film, gerçek olaylardan da esinleniyor. Yazarın Nairobi’deyken yaşadığı çiftlik, halen filmin meraklılarının ziyaretine açık.

Oxford/İngiltere (Harry Potter)

Oxford/İngiltere
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nu görmek istiyorsanız Oxford’daki Christchurch Koleji’ne uğrayın.

Modern zamanın en büyük fantastik kahramanının hikayesine yedi kitap ve sekiz filmle şahit olduğumuzdan beri, Harry Potter İngiltere’nin gurur kaynaklarından biri. Harry Potter’la ilgili herhangi bir şey görmeden Londra’da yürümek imkansız. Özellikle olayların ana mekanı olan Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nu görmek isteyenler için Oxford’da yer alan tarihi Christchurch Koleji’ni öneriyoruz. Okulun kapıları hayranlar için daima açık.

Oregon/ABD (Cinnet)

Oregon/ABD
Cinnet’in çekildiği Timerline Lodge, sinemaseverlerin en çok görmek istediği yerlerden biri.

Oregon’daki Timerline Lodge Oteli, sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden Stanley Kubrick’in kült filmlerinden birine ev sahipliği yaptı. Cinnet, Jack Nicholson’ın oyunculuğuyla korku filmleri arasında nasıl kült sayılıyorsa, bu otel de hayranlar tarafından o kadar seviliyor. Stephen King’in romanından uyarlanan filmdeki otel, yazarın hayal ettiği değil ama. Onu görmek için Kolorado’daki Stanley Hotel’i ziyaret etmelisiniz.

Saint Vincent ve Grenadin Adaları (Karayip Korsanları)

Saint Vincent ve Grenadin Adaları
Saint Vincent Adası, Karayip Korsanları serisini izleyenlerin favori adalarından biri haline geldi.

Bu kadar uzak bir noktaya, Güney Amerika’nın kuzeyinde yer alan takım adalara gitmek için onlarca sebep bulabilirsiniz. Bambaşka bir coğrafya ve yepyeni bir kültürün yaşandığı takım adalar, aynı zamanda Karayip Korsanları’nın da çekildiği yerlere ev sahipliği yaptı. Saint Vincent adasında yer alan Wallilabou Körfezi’nden yola çıkıp, filmin çekildiği sahilleri teknelerle gezebilir, kendinizi Karayipler’de eski çağlardan kalma bir korsan gibi hissedebilirsiniz.

İzlanda (The Secret Life of Walter Mitty)

İzlanda
Film bizi İzlanda’nın muhteşem coğrafyasında gezintiye çıkarıyor.
Bu film, “erkekler için Amélie” diyebileceğimiz bir romantizme ve hayal dünyasına sahip. Walter Mitty’nin hikayesi Amerika’da başlasa da en güzel halini İzlanda’da alıyor. Bir fotoğrafın peşinden okyanuslar aşan Walter Mitty sayesinde biz de İzlanda’nın muhteşem doğasını seyrediyoruz. Bir yandan da Eyjafjallajökull’un nasıl söylendiğini öğreniyoruz. Filmin Grönland sahnelerinin tümü yine İzlanda’da çekilmiş.