Çalışma saatleri azalınca verimlilik artıyor

Çalışma saatleri azalınca verimlilik artıyor

Evden veya remote (uzaktan) çalışma gibi kavramlar ülkemizde de yaygınlaşmaya başlarken yurt dışında bazı şirketler çalışma saatlerini düşürerek verimlilik artırma denemeleri yapıyor. Yeni Zelanda’da uygulanan bu yöntem Türkiye’de de uygulanabilir mi? 

Sanayi Devrimi'nin ilk yıllarında, fabrikalarda işçilerin haftanın altı günü 10-18 saat aralıksız çalışmasından yaklaşık 100 yıl sonra, 1817 yılında, İngiliz iş adamı Robert Owen günde sekiz saatlik çalışma düzenini önerdi. Çeşitli eylemlerin ardından 19. yüzyılın sonunda 1 Mayıs 1886’da sekiz saatlik çalışma resmi olarak kabul edildi. 10-18 saatlik çalışma süresinin sekiz saate düştüğü bu tarihin ardından 21. yüzyılda yeni bir “indirim” gündeme geldi.

Çünkü verimlilik açısından hangi çalışma şeklinin daha iyi olduğuna dair araştırmalar gerçekleştiriliyor. Haftada beş gün gün saat çalışma esasını da sorgulayan, günlük verimli çalışma saatinin iki buçuk saat olduğunu ortaya koyan bir çalışmadan feyz alan Yeni Zelanda merkezli Perpetual Guardian adlı şirket, haftada beş olan çalışma günü sayısını dörde düşürdü. Haftada dört günlük çalışma süresiyle çalışanların verimliliğinin arttığını, iş stresinin azaldığını gören Perpetual Guardian bu uygulamayı kalıcı hale getirdi.

Türkiye'de işverenler bu uygulamaya nasıl yaklaşır?

toplantı
Verimli çalışma süresinin iki buçuk saat olduğunu ortaya koyan çalışmalar var.

Türkiye’deki durumu bu tür çalışmalar ne kadar etkiler henüz bilemeyiz ancak özellikle bazı küresel şirketlerin Türkiye ofislerinde haftanın bir günü uzaktan çalışma gibi uygulamalar denediği biliniyor. İşverenlere “Çalışma saatlerinin hatta günlerin azaltılması Türkiye'de uygulanabilir mi?” sorusunu yönelttik.

12 Yapım’ın kurucu ortağı Özgür Uysal, yaygınlaşan evden çalışma uygulamasının, mesai saati ya da günlerini azaltmaktan daha mümkün olduğunu şu sözlerle dile getiriyor: “Çalışma saatleri azaltılamaz ancak evden çalışma gibi uygulamalarla boşa harcanan trafikteki zamanlar azaltılabilir ve daha verimli çalışma sağlanabilir. Evden çalışmak, internetin bu denli yaygın ve efektif olduğu bir ortamda hem trafikteki zaman hem de ofis masraflarını azaltarak şirketlere daha ucuza daha verimli çalışanlar kazandırabilir. Bazı ABD reklam sektöründeki şirketler tamamen evden çalışmaya yönelmiş durumda. İnsanlar başka ülkelerden bile çalışabiliyor.”

“Hem işverenin hem de çalışanın vizyonunu değişmeli”

çalışmak
İnsani bir kontrol sistemiyle daha yeterli verimin alınabileceği inancında olan yöneticiler de var.

Türkiye’de hangi sektörde olursa olsun, maalesef ki iş gücü kapasitesini zorlama ve sayıca fazla “iş” elde etme düsturu olduğuna dikkat çeken Contentive İçerik Ajansı’nın kurucu ortağı Hanife Yaşar ise İK politikalarının çalışanın motivasyonunu daha fazla etkilediğini şu sözlerle anlatıyor: “Son yıllarda dünyada İK politikaları çalışanın motivasyonuna yönelmiş durumda. İş dışındaki hayatına yeterince zaman ayıramayan ve kapasitesinin üstünde çalışan biri ne kadar verimli olabilir ki! Bu nedenle saatleri makul seviyeye indirmek kadar sektörüne ve mesleğine göre esnek modeller hazırlanmasının da önemli olduğunu düşünüyorum.”

Hanife Yaşar, işinin gerekliliklerini aksatmadan yerine getiren, kendi zamanlamasını ayarlayabilen kişilerle çalışıyorsanız, insani ve doğru bir kontrol sistemiyle yeterli verimin alınabileceği görüşünde. Yaşar, Türkiye’de bu uygulamanın hayata geçebilmesi için hem işveren hem de çalışanın vizyonunu değiştirmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Çalışanın kendini rahat hissettiği her yerde çalışabileceği fikrini benimseyen Yaşar, iş yapış şekillerinin özellikle beyaz yakalılar için değiştiğini şu sözlerle anlatıyor: “Beyaz yakalılar özelinde konuşursak, neredeyse tüm iletişimi dijital araçlarla yürütüyoruz ve sürekli ulaşılabilir haldeyiz. Hatta bırakın şirket içi iletişimi, müşterilerimizle bile WhatsApp üzerinden iş yapar olduk. Dolayısıyla teknolojiyle birlikte kabuk değiştiriyoruz. Bunu neden iş modellerimize yansıtıp hayatımızı kolaylaştırmayalım? İşveren olarak çalışanınızın konforunu düşünürseniz, o da sorumluluk sahibi biriyse işinizi hayatının bir parçası haline getirmeyi önemseyecektir. Aynı gemide olduğunuzu hissettirmenin en insani yolu bu.”

“Uzun mesai verimlilik anlamına gelmiyor”

ofis yaşamı
Her gün ofise gitme zorunluluğu ortadan kalkıyor.

Kurumsal yazılım geliştirme ve eğitim teknolojileri alanlarında hizmet sunan Artİstanbul ajansının genel müdürü Akın Ömeroğlu, günümüzde bedensel emekten ziyade fikri emeği ile çalışan kişiler açısından uzun çalışma saatlerinin daha fazla üretim getirmediğini belirtiyor: “Fikri emek bir üretim bandı gibi olmadığından masanın başında daha uzun oturmak her zaman daha fazla üretim anlamına gelmiyor. Çalışma saatlerinin, özellikle yüksek katma değerli işlerde, azaltılması ve çalışanın daha az mesaiyle daha verimli çalışması yükselen bir trend. Böyle bir trendin özellikle personelin daha kıymetli olduğu ve kalifiye elemanın daha zor bulunduğu sektörlerde ülkemizde de uygulandığını görmeye başlıyoruz.”

Ömeroğlu, bu sistemin Türkiye'de uygulanmasının önünde ne yasal ne de kültürel bir engel olmadığı görüşünde. Ömeroğlu’na göre, geleneksel işletmeler çalışanını daha fazla kontrol etmeye, hatta kimi durumlarda baskı altına almaya yönelik süreçler geliştirse bile özellikle çalışma hayatına yeni başlayan kuşağın daha fazla serbestlik, daha kısa çalışma saatleri ve daha rahat çalışmayla daha da verimli olacak.

Çalıştığı şirkette ofis dışında çalışma uygulamasına ön ayak olmuş bir yönetici olan Ömeroğlu, bunun sebeplerini şu sözlerle açıklıyor: “Bu uygulamanın birden fazla sebebi var. İlki çalışanların iş hayatında tatmin olması için artık tek geçer akçenin maaş olmadığına inanmam. Böyle yan haklar sağlayarak bir yandan çalışan aidiyetini bir yandan da çalışan mutluluğunu arttırmak son derece mümkün. Aynı zamanda İstanbul gibi mesafelerin uzak ve trafiğin yoğun olduğu bir kentte çalışanları ofise gelme zahmetinden kurtararak hayat kalitesini de arttırdığımızı düşünüyorum. Elbette bunun için kurum kültüründe bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. Örneğin iletişimi yazılı bir düzene oturtmak ve aynı zamanda insanların farklı yerlerden aynı belge ve bilgiler üzerinde çalışmalarına imkan verecek teknolojik yatırımlar yapmak gerekecektir. Uzaktan çalışma uygulamasının şirkete hem verim artışı hem de ofis maliyetlerini azaltmak anlamında ciddi kazanımları olduğunu hesaba katmak gerekiyor. Fakat unutulmaması gereken, özellikle üst ve orta seviye yöneticilerin çalışanlarına ve çalışma hayatlarına bakış açısını değiştirmeleri gerektiği… Eğer yönetim kadronuz çalışanı sürekli masasında görmek ya da internette girdiği siteleri denetlemek gibi daha geleneksel ama işe yarayıp yaramadığından emin olmadığımız yöntemler benimsemişse evden çalışmak çalışma barışını sabote etmekten başka bir işe yaramayacaktır.”

“Tek bir şirketin kararı olamaz”

trafik
Evden çalışarak trafikte kaybedilen zamanın telafi edilebileceğini düşünen iş verenler de var.
PMDigital Bilişim Sistemleri’nin kurucularından olan Onur Akyel, mesai saatlerinin kısaltılmasının tek bir şirketin kararı doğrultusunda gerçekleşmeyeceği inancında: “Verimli çalışmanın mesai saatleriyle doğrudan bir bağlantısı olmadığının farkındayım. Hatta daha az mesai ile daha verimli çalışmanın mümkün olabileceğine de inanıyorum. Ancak birlikte çalıştığımız firmalar da mesai saatlerini kısaltmadan ya da haftanın dört gününde çalışılan bir düzene geçmeden bizim bu politikayı benimsememiz mümkün olmaz. Çünkü biz cuma günleri izin yaparken, birlikte iş yürüttüğümüz firmanın o günlerde işe devam etmesi mümkün olmayacaktır.” Akyel, evden çalışmanın ise daha mantıklı bir yol olacağını düşünüyor: “Haftanın bir gününü evden çalışarak değerlendirmek mümkün. Bu hem çalışanın motivasyonunu yükseltecektir hem de trafikte kaybolan zamanın telafisini sağlayacaktır. Biz de PMDigital Bilişim Sistemleri olarak bu politikayı uygulama niyetindeyiz.”