Aylaklık hayal gücüne iyi geliyor

Aylaklık hayal gücüne iyi geliyor

İnsanlığın IQ’su artıyor ancak yaratıcılık hızla düşüyor. Her bilgiye kolayca ulaştığımız, etkileşimin yoğun olduğu bu çağda yaratıcılığın devası nedir? Bilim insanlarının önerisi şu; Aylaklık yapın.

Metropollerdeki lüks otellerin konferans salonlarında her ay yaratıcılıkla ilgili bir sürü seminer yapılıyor. Kimileri sosyalleşeceğine kimileriyse yüzlerce lira verip ufkunun açılacağına inanıyor. Ancak gerçekten işe yarayıp yaramadığı muamma. Üstelik araştırmalar o seminere gitmek yerine size aylaklık yapmanızı öneriyor!

Newsweek dergisinin 2010’da yayımladığı “Yaratıcılık Krizi” başlıklı yazı da ilginç bir kanıyı çeşitli araştırmalarla ele alıyor. Çocuklar başta olmak üzere insanlarda yaratıcılığı belirlemek için yapılan testler, yaratıcılığın 1990’lardan itibaren hızla düştüğünü gösteriyor. Üstelik yapay zeka dönemi insanlarının IQ’larının yükselmesine rağmen… Elbette yaratıcılık öğrenilecek bir şey değil; mümkünse de öğretilmiş yaratıcılığın ömrü kısadır.

“Yaratıcılığın insanlığı terk etme sebebi çok çalışmak ve işi alışkanlık haline getirmek” diyen Grammy’li tasarımcı Stefan Sagmeister, yedi yılda bir, 12 ay kimsenin kendisine ulaşamadığı bir tatil yapıyor. Bunun da çok verimli olduğunu iddia ediyor. Üstelik bu seçiminde yalnız da değil; dünyadaki en iyi şefler arasında gösterilen Ferran Adria restoranını yılda sadece yedi ay açıyor. Adria 5 ayı gezmeye, çimenlere yayılmaya bazen de kendine yemek yapmaya ayırıyor. Bunu Netflix yaratıcı yapımcıları da uyguluyor, bir yıl çekim yedi-sekiz ay tatil. Tabii uzun ara vermek kimisi için lüks, kimisi için de meslekten uzaklaşmak anlamına geliyor. O halde en iyisi kafayı dinlemek. Bunu ben demiyorum, bilim diyor.

Yaratıcılığa uçun

kitap okuma
Oscar Wilde’a göre insanın amacı çalışmak değil, kendini eğlendirmek.

Otopilot: Hiçbir Şey Yapmamanın Bilimi ve Sanatı kitabını yazan Nörobilimci Prof. Andrew Smart da aynı çözümü öneriyor: Aylaklık yapın! Smart’ın aylaklık dediği bedeni otopilota bırakmak: “İlginçtir ki insan beyni bir otopilota sahip. Yaşamınız üzerindeki ‘manuel kontrol’ü bırakıp dinleme durumuna geçtiğiniz zaman, beynin otopilotu devreye girer. Bu otopilot gerçekte nereye gitmek istediğinizi ya da ne yapmak istediğinizi bilir. Fakat onun bildiğini ortaya çıkarmanın yolu sizi yönlendirmesine izin vermekten geçiyor.” Nörobilimsel kanıtlar da beynimizin derhal dinlenmeye ihtiyacı olduğunu ileri sürüyor.

Daha araştırmalar bitmedi. Medical Hypotheses Dergisi’nin 2016’da yayımladığı makaleye göreyse aylakken bilinçte uyanan şeyler, benliğin altında saklanan ifadeler… Yani aylaklık sayesinde bilinçaltınızda saklı olan müthiş fikirleri ortaya çıkarabilirsiniz. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim çünkü laboratuvarda incelenmiş bile! Bu araştırmada, beyin görüntüleme deneylerine katılan denekler, makineye bağlıyken boş bırakılmış. Bu sırada bilim adamları inanılmaz bir şey fark etmiş: Deneklerin dalgınlık anlarında beyinde üst düzey hareketlenme oluyordu. Bunu da “beyinde gezinme” olarak defterlerine not düştüler. Bunu biraz daha nörolojik anlatırsak, beyindeki periyodik yani ritmik sinyal nöronlar serbest salınınca işler tıkırında gidiyor. Dinlenme ağı, güneşli bir öğleden sonra çimlerde uzanırken, gözlerimiz kapalı ya da işyerinde pencereden dışarıyı izlerken devreye giriyor.

Eski Yunan dönemini düşünün, felsefi görüşleri bugün bile konuşulan, çeşitli icatlar yapan kişiler genellikle günün yarısını çimenlere yayılarak geçiriyordu.

“İnsanın amacı, çalışmak değil aksine kendini eğlendirmek, boş vaktini değerlendirmekten keyif almak, eğlenceli bir şeyle meşgul olmak, güzel kitaplar okumak veya zevkle dünyayı seyretmektir.” Oscar Wilde’ın bu sözlerini modern nörobilim de onaylıyor. Tek farkı insanın amacı olarak değil, beynin ihtiyacı olarak kabul ediyor. İyi bir geleceğimizin olması potansiyel aylakların elinde!

Meşguliyet sendromuna kapılmayın

dinlenmek
Dalgınlık anlarında beyinde üst düzey hareketlenme olduğu bilim tarafından kanıtlandı.

Birçok güncel araştırma, insanların kendini meşgul olduğuna inandırdığında aylaklığa değil tembelliğe meylettiğini söylüyor. Bundan sıyrılmak da oldukça zor. Tembel olan kişilerin kendini hep meşgul gördüğünü söyleyen sosyolog Bruce Charlton, “Meslek hayatında yükselmenin tek yolu meşguliyet ustası gibi görünmekten geçer ama inanın hiçbir şeye yaramıyor” diyor. Onu onaylayan bir araştırma da var. İngiltere’de yapılan araştırmaya göre plaza çalışanlarının yüzde 25’i günde en az yedi kere kendisine “Nerede kalmıştım?” diye soruyormuş. Üstelik hiçbir şey yapmazken bile!

“Kronik meşguliyet” beynimiz için kötü ve zihin sağlığı açısından da çok tehlikeli. Yaratıcılığı, kendini tanımayı, duygusal iyilik halini, sosyalleşme becerisini yok ediyor ve vücudunuzun dolaşım sistemine zarar veriyor. Bunun bilincinde olan şirketler, çalışanlarını hareket etmeye teşvik ediyor. Onlardan biri de Google; çalışanlarını işlerini telefondan ya da yazışarak değil, yüz yüze iletişim kurarak halletmesini istiyor. Böylece hem şirket hem de eleman bu işten kârlı çıkıyor. Eğer yaratıcılığın peşindeyseniz en iyisi siz Rainer Rilke’a kulak verin, “Tek gerçek yolculuk insanın kendi içine yaptığıdır.”