Milenyaller “büyümeyi” neden reddediyor?

Milenyaller “büyümeyi” neden reddediyor?

Başlığa bakarak bu yazının Y kuşağını eleştirme yazısı olduğunu düşünmeyin. Tam tersine, önceki kuşaklardan beri süregelen birçok ezberi bozmuş bu devrimci jenerasyonun “yetişkin olma”nın kurallarını yeniden yazması bizce konuşmaya değer.

İnsan çocuk ya da genç olarak nitelendirildiği yaşlarda bol bol eğlenir, kaygısızca keşfeder ve bunun sonucunda da korkmadan hatalar yapar. Ancak yetişkinlik çağı gelip çattığında, hayatın acımasız gerçekleri artık kapıdadır. O dakikadan sonra çok düşünüp az konuşmanın, gelecek için türlü fedakarlıklar yapmanın ve çocuksu hayallerinin önüne mantığını koymanın zamanıdır. Yani en azından “yetişkin” olmanın tanımı son 10 seneye kadar tam da anlattığımız gibiydi. Ta ki milenyaller yani Y kuşağı bireyler, yetişkin olmakla ilgili tüm ezberleri bozana kadar…

Durağan olmaya tahammülleri yok

çocuksu ruh
Sorumluluklar, ödemeler ve taahhütler nedeniyle hayatın neşesini kaybetmek milenyallerin kabusu desek yeridir.
Büyümek deyince akla hemen üniversiteden mezun olup işe başlamanın ardından evlenip çocuk sahibi olmak ve bir mülk edinmekten oluşan o klasik sıralama gelir. Ancak milenyaller için şimdiye kadar yazısız bir kural gibi algılanan bu sıralamanın artık pek de hükmü yok. Çünkü günümüzde 23 – 37 yaş arasında olan milenyallerin hayata bakışları önceki jenerasyonlara göre oldukça farklı. 
iş arkadaşlığı
Cv’de ne kadar şık durursa dursun yaratıcılığı öldüren veya iş – özel yaşam dengesini bozan şirketler artık milenyaller için hiç mi hiç cazip değil.

09:00-18:00 arası çalışılan kurumsal işlerin ve hatta devlet memuriyetinin yüceltildiği X jenerasyonun aksine, girişimcilik ve esnek çalışma imkanı sunan işlere daha yatkın olan milenyaller, bu yönleri ile bir bakıma “durağan” kalmayı reddediyorlar. Hatta Fortune dergisinin 2016 yılında yaptığı bir araştırma, milenyallerin yüzde 71’inin bir gün mutlaka kendi girişimini kurmak istediğini ortaya koyuyor. Hayatları boyunca tek bir meslek icra etmek gibi bir kaygıları bulunmayan milenyallerin, ebeveynlerinden en büyük farkları bilişsel esneklikleri. Üç yılı aşkın süredir bir reklam ajansında metin yazarı olarak çalışan Emre K. de bu anlattıklarımızın tam bir örnegi. Emre K. “Lisansta kamu yönetimi, yüksek lisansta sosyoloji okumuş biri olarak önce akademisyenliğe soyundum sonra da özel sektörde araştırmacı olarak çalıştım. 27 yaşıma geldiğimde yapmak istediğim asıl şeyin bunlar olmadığını anladım ve çocukluk tutkum olan yaratıcı yazarlıkla ilgili bazı eğitimler almaya karar verdim. Sonrası malum… Öz geçmişler, ürkekçe gidilen iş görüşmeleri ve reklam ajansında başlayan yepyeni bir kariyer!” diyor. Kariyer rotasını eğitimini almadığı bir alana doğru çevirme aşamasında ailesinden tepki aldığını söyleyen Emre’nin en güçlü savunması ise “En azından denemek istiyorum” olmuş.

“Eee ne zaman mürüvvetini göreceğiz?”

Yetişkin olmanın kurallarını yeniden yazan milenyallerin bugünlerde en sık duydukları sorulardan biri de bu! Genel eğilim gereği durağanlığı ve bir yerde kök salmayı çok da çekici bulmayan milenyaller, doğal olarak evlilik fikrine de çok sıcak bakmıyorlar. Hatta önceki jenerasyonlarda 20 – 23 olan evlilik yaşı ortalaması, günümüzde 28 – 30 bandına çekilmiş durumda. Bu durumun sebeplerinden biri ise hiç kuşkusuz ki milenyallerin bir başkasının finansal – hukuki sorumluluğunu almaktan kaçınmaları. Milenyallerin gelecek planlaması yapmaya mesafeli olmaları da evlilik oranlarının düşüklüğünün bir nedeni olarak gösterilebilir.

evlilik
Milenyallerde evlilikler, arkadaşlık yönü güçlü olsa da birbirine alan tanıyan bir ilişki olarak yaşanıyor.

Serbest avukatlık yapan 32 yaşındaki Gamze S.ye göre evlilik, resmi mercilerin kişilerin romantik yaşamlarına dahil olmalarından başka bir şey değil. Gamze S.ye göre evlilik ayrıca beraberinde potansiyel boşanma, mal paylaşımı, nafaka ve velayet gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Evliliğin negatif yanlarının pozitif yanlarına göre çok daha fazla olduğunu belirten Gamze, istediği gibi seyahat edip yeni deneyimler yaşayabildiği bu çağda çocuk sahibi olmamayı tercih ettiğini de sözlerine ekliyor.

Hayat bir gündür, o da bugündür!

Aslında milenyallerin daha önceki jenerasyonların sahip olduğu yetişkinlik kalıplarına uymamasındaki temel neden belki de bu. Çünkü milenyaller geleceğe yatırım yapmayı değil anı en iyi şekilde değerlendirmeyi tercih ediyorlar. Bu yüzden de milenyallerin mülk edinme; bireysel emeklilik hesabı oluşturma ya da hayat sigortası yaptırma oranları önceki nesillere göre bir hayli düşük. Bu kuşak geleceğe yatırım yapmak yerine parasını seyahat etmeye; yeni deneyimler yaşamaya ve yeni yetenekler kazanmaya harcamayı tercih ediyor.

Sosyologlar bu tutumun ardında aslında geleceğe olan karamsar bakışın yattığını düşünseler de karşılaştığımız örnekler bu argümanı tekrar değerlendirmeye itiyor:

Burcu & Semih çifti
Geçtiğimiz aylarda evlenen Burcu & Semih çifti, bütçelerini ev ve eşyaya para yatırmak yerine birlikte seyahat ederek göçebe bir yaşama ayırmayı tercih etmiş.

Geçtiğimiz aylarda evlenen milenyaller Burcu D. (25) ve Semih D. (30) çifti, klasik evlilik kalıplarını yıkarak “Bol şehir, sıfır eşya!” sloganı ile yaşamayı tercih edenlerden. Hemen hemen her yeni evli çiftin sahip olduğu yeni bir ev ve yepyeni eşyalara sahip olmamayı tercih eden bu cesur çift, freelance çalıştıkları için bir yere bağlı kalmaksızın göçebe hayatı yaşamaya karar vermişler. Bu kararın başta ailelerinde büyük şaşkınlık yarattığını söyleyen Burcu ve Semih, Instagram’da açtıkları Evsiz Evliler sayfalarında mülkiyet ve gelecek planı olmaksızın yaşadıkları hayatlarını an be an paylaşıyorlar.