Geçmişten günümüze varlığını sürdüren Ramazan gelenekleri

Geçmişten günümüze varlığını sürdüren Ramazan gelenekleri

Her yıl beraberinde getirdiği güzel duygularla insanları birbirine yakınlaştıran Ramazan ayı, bu yıl da tüm neşesiyle geldi. Her şeyden önce ruhsal ve fiziksel olarak huzura kavuştuğumuz bu ayda sizler için geçmişten günümüze uzanan Ramazan ayı geleneklerini derledik.

Hem şifa hem şekerleme niyetine Osmanlı macunu

Hem görüntüsüyle hem de lezzetiyle göz doyuran Osmanlı macunu Ramazan ayı denildiğinde akla ilk gelen şekerlemelerden. Ağızda binbir farklı tat bırakan bu mucizevi şekerlemenin olmazsa olmaz baharatları tarçın, zencefil ve karanfil. Bu baharatların çilek, limon, ahududu ve portakal gibi birçok farklı meyve aromasıyla kaynatılarak Osmanlı macunu elde ediliyor. Osmanlı zamanından beri tahta çubuklarla servis edilen macunun insanı mest eden kokuları da bu aromalardan kaynaklanıyor. Osmanlı macunun en belirgin özelliklerinden biri de doğal baharat ve aromalar kullanılması. Eğer tahta çubuğa renk çıkmazsa bu kullanılan malzemelerin doğallığını gösteriyor. Bununla birlikte renk renk sunulan Osmanlı macununun tablası da tarihi değeri açısından önemli. Yıllardır bölmeli tablalar içinde sunulan Osmanlı macunu sadece lezzetiyle değil sarıldığı tahta çubuktan sunulduğu tablaya kadar Türk kültürü açısından önemli bir değer. 

Birçok farklı baharatın karışımıyla yapılan Osmanlı macunu ilaç niyetine de tüketiliyor.
Birçok farklı baharatın karışımıyla yapılan Osmanlı macunu ilaç niyetine de tüketiliyor.

Görsel Kaynak: yasemin.com

Ramazan ayının vazgeçilmez eğlencesi Hacivat ve Karagöz

Hacivat ve Karagöz oyununun Anadolu’ya gelişine dair birçok farklı hikaye mevcut. Bunların arasından en güçlü olanı Padişah Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Mısır’ı fethettikten sonra Anadolu’ya geldiğini söyleyen hikaye. Rivayete göre Padişah Yavuz Sultan Selim Mısır’da Memluk Sultanı Tumanbay’ın asılışını anlatan gölge oyununu seyrediyor. Çok beğendiği bu oyunu oğlu Kanuni Sultan Süleyman da seyretsin diye sanatçıları İstanbul’a getiriyor. Anadolu’ya gelmesiyle birlikte bu gölge oyunu Türk yaratıcılığı ve kültürüyle değişip Osmanlı tarihinin önemli parçalarından biri haline geliyor. Günümüzde Ramazan aylarının en eğlenceleri etkinleri arasında.

Oyunu oynatan ustaya “Hayali” denir ve yanında bir “Yardakçı” bulunur. Hayali her tiplemeye uygun şarkılar ve şive üretir. Gürgenden yapılma oynatma çubukları kullanırken eğer iki eli de doluysa diğer tasvirler için hayal ağacını kullanmayı tercih eder. Bunun üzerinde tipler yapışık halde durur. Yardakçının görevi tef çalmak ve gerekli malzemeleri ustasına vermektir. Zamanla Yardakçı eğitimini tamamladıktan ve gerekli mertebeye ulaştıktan sonra ustası tarafından “Hayali” unvanını alabilir.

Karagöz genelde düzgün bir işi olmayan, eğitimsiz, çoğu zaman fevri ve içi dışı bir karakter olarak çizilirken Hacivat onun tam aksine eğitimli, bazen içten pazarlıklı, her konuda fikri olan kültürlü bir karakter. Oyunun en eğlenceleri kısımları genelde Karagöz’ün Hacivat’ın ne dediğini anlamaması üzerine kurulu. Arapça ve Farsçaya hakim olan Hacivat genelde süslü bir dil kullanır. Karagöz de ya onu anlamaz ya da anlamamayı tercih eder.

Oyunun isminde sadece iki baş karakterin adı geçse de Hacivat ve Karagöz oyununda birçok farklı karakter bulunuyor. Kökleri Mısır’a dayanan bu gölge oyunun en önemli yanlarından biri de Osmanlı topraklarında yaşayan hemen hemen her karaktere yer vermesi. Farklı sosyal, ekonomik ve dini kimliklere sahip birçok kişinin tiplemesine bu oyunlarda denk geliniyor. Kabadayılardan Tuzsuz Deli Bekir ve Matiz, kadınlardan Kanlı Nigar ve Salkım toplkİnci, Müslüman olmayan Rum ve Ermeni ya da İstanbul lehçesiyle öne çıkan Çelebi gibi birçok tipleme oyuna farklı tatlar katıyor.

Toplumun her kesimden bir tipleme bulunuyor.
Toplumun her kesimden bir tipleme bulunuyor.

Görsel Kaynak : soylentidergi.com

İftar sofralarının baş tacı Ramazan pidesi

Ramazan aylarında fırınların önünde kuyruk oluşturan o muhteşem lezzetin adı Ramazan pidesi. Osmanlı’dan bu yana değişmeyen bir lezzet bugün de iftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında. Dünyanın farklı yerlerinde “Pita” olarak bilinen ve Ermenistan mutfağındaki mantakaşa da benzerlik gösteren pidenin Türkiye topraklarında da birçok çeşidi bulunuyor. Ramazan pidesi ise hamuru ve üzerine sürülen özel karışımıyla diğerlerinden ayrılıyor. Mayalı bir hamurdan genellikle yuvarlak şekilde yapılan Ramazan pidesinin hamurunun cıvık olması çok önemli. Ekmek hamuruna kıyasla çokça cıvık olan bu hamuru şekillendirmek için fırın ustaları tezgah üstüne kepek serpmeyi tercih ediyor. Şekillendirilmiş hamurlar mayalandıktan sonra üstüne “şifa” denilen bir karışım dökülüyor. Bu karışım un ve suyun kaynatılmasıyla üretiliyor. “Şifa” yerine sadece yumurta süren fırın ustaları da var. İster yumurtayla ister “şifa” karışımıyla Ramazan pideleri muhteşem lezzetiyle iftar sofralarını süslemeye devam ediyor.

Her yıl değişmeyen şeylerden biri de Ramazan pidesi kuyrukları.
Her yıl değişmeyen şeylerden biri de Ramazan pidesi kuyrukları.

Ramazan susuzluğuna çare Osmanlı şerbeti

Şimdilerde en çok Ramazan aylarında karşımıza çıkan Osmanlı şerbetini hemen hemen her markette şişelenmiş halde bulmak mümkün. Osmanlı döneminde her mevsim tüketilen şerbet, günümüzde sıklıkla iftar sofraları için tercih ediliyor. Bu şerbetlerin özellikle Ramazan ayında tercih edilmesinin birçok sebebi var. Susuzluğu azaltan şerbetler aynı zamanda kolesterol ve şekeri de düzenliyor. Elma, koruk, safran ve böğürtlen gibi birçok değişik meyveden yapılan şerbetlerin içine bal, elma sirkesi ya da kakule gibi farklı tatlar da ekleniyor.

Osmanlı şerbetinin bazı faydaları:

· Mide ve bağırsakların çalışmasına yardımcı olur.

· Şişkinliğini giderir

· Susuzluğa iyi gelir, serinlik verir.

Ramazan sultan ayı, almalıyız duayı!

Oruç boyunca ellerinde davulları ağızlarında eğlenceli manileriyle insanları sahura kaldıran davulcuları unutmamak gerek. Şimdilerde salgın yüzünden icra etmesi zor olan bu meslek, yine de bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Osmanlı’da bu görevi üstlenen kişiler bekçilerdi. Yüksek bir maaş getirmesinden dolayı memurlar geceleri ek olarak bekçilik yapıp davulla insanları sahura kaldırıyordu. Bu güzel ve eğlenceli gelenek halen sahur gecelerini neşelendiriyor. Vakt-i şerifiniz hayr ola!