Vücudumuzda dolaşan dört ayaklı robotlar hayal değil

Vücudumuzda dolaşan dört ayaklı robotlar hayal değil

Pennsylvania Üniversitesi’nden Marc Miskin tarafından geliştirilen nano robotlar sahip oldukları ayaklar ile hedeflerine yürüyerek ilerliyor. Kısa bir zamanda milyonlarcası üretilebilen bu nano robotların birkaç yıl içinde büyük etki yaratacağına ve kanser, Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara çare olabileceğine inanılıyor. 

 Nanoteknolojinin, yani 1-100 nanometre arasındaki küçük yapıları üretmeye, elde etmeye odaklanan teknolojilerin kullanım alanlarını yine bu mecradan sizlerle paylaşmıştık. Metrenin milyarda birine denk gelen bu robotlar, çevre mühendisliği ve enerji sektörü alanlarında sıklıkla kullanılıyor. Daha sağlıklı bir geleceğe inanmamızı sağlayan biyomedikal çözümler de bu kullanım alanlarından biri. Ancak yeni bir gelişme, nano robotları farklı bir boyuta taşıyor. Çünkü bu yeni nano robotların hem özellikleri çok farklı hem de üretim teknikleri…

Daha önce vücut içinde ilaç dağıtımı yapan nano robotlar geliştirilmişti. Ancak bu yeni nano robotlar, hedefine yürüyerek ilerleyebiliyor. Çünkü dört ayaklılar… Pennsylvania Üniversitesi’nden Marc Miskin tarafından geliştirilen 70 mikron boyutundaki bu robotları üretmek de çok kısa bir zaman alıyor. Birkaç hafta içinde bir milyon adet üretilebilen robotlar için yaklaşık 10 cm boyutunda bir silikon kompozit plaka kullanılıyor. Bu nano robotların gövdesi için çok ince bir cam ve silikon tabakadan oluşuyor. Elektronik bileşenler ise iki ya da dört güneş enerjisi hücresiyle silikon tabakanın üzerine yerleştiriliyor. Bu robotların bacaklarının kalınlığı ise sadece 100 atom kalınlığında. Ancak Marc Miskin’in açıklamasına göre bu incecik bacaklar aslında süper güçlü. Nano robotların bacaklarının kendilerinden bin kat daha büyük bir gövdeyi taşıdığının altını çizen Miskin, bacakların kendilerinden 8 bin kat daha fazla bir ağırlığını taşıyabileceğini söylüyor.

Enerjisini uzaktan alıyor

nano robot
Bu mikroskobik robotlar, üzerlerine tutulan lazer ile enerji kazanıyor.
KAYNAK: philly.com

Bu yeni nesil nano robotların en önemli bileşeni güneş enerjisi hücreleri. Çünkü nano robotlar bu hücreler sayesinde enerjilerini uzaktan alabiliyor. Güneş enerjisi hücrelerinin üzerine lazer tutulduğunda ortaya çıkan elektrik akımı, sırasıyla ön ve arka bacaklara aktarılıyor. Bu akım sayesinde platin geriliyor ve her akımda bacak kıvrılıyor. Akım kapatıldığında ise bacak düz haline geri dönüyor. Bu şekilde açılıp kapanan bacaklar, nano robotun ileri doğru hareket etmesini sağlıyor. Ekip arkadaşlarıyla birlikte bu nano robotların geliştirilmesini sağlayan Marc Miskin, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Çocukken bir mikroskoptan bakıp gördüklerimi hatırlıyorum. Şimdi o boyutlarda robotlar üretiyoruz. Artık o mikroskobik dünyayı sadece izlemekle yetinmemize gerek yok. Artık o oyunun bir parçası da oluyoruz.”

Miskin’in “Artık o oyunun bir parçasıyız” demesi boşa değil. Çünkü bu “dört ayaklı nano robot” henüz bir başlangıç. Zaten bu teknolojinin ilk adımı henüz 2017’nin son günlerinde atıldı. Yani henüz 1.5 yaşında olan bir teknolojiden bahsediyoruz. Hâlihazırdaki nano robotun en büyük sorunlarından biri, şu anda sadece tırnak kalınlığında bir doku tabakasının altında çalışabilmeleri. Vücuda deri altı enjeksiyonu ile yerleştirilebilecek kadar küçük olsalar da lazer ile enerji veren sistem nano robotlar çok derindeyken çalışmıyor. Miskin ve ekibinin amacı, robotları ultrason ve manyetik alan gibi başka enerji kaynakları ile hareket ettirebilmek. Bu alanda çalışmalar sürüyor. Bu çalışmalar sonlandığında daha zeki robotlar elde edeceğiz. Bu robotlarda sensörler, zamanlayıcı ve kontrol mekanizmaları da olacak.

Nano robotlardan beklenti büyük

laboratuvar
Gelişmelerin karşılığını birkaç yıl içinde alabileceğiz.
Nano robotları insan vücudunun içinde bir yolculuğa çıkararak doğru ilacı, doğru hücreye ulaştırmak şu an biyomedikal alanın en büyük amaçlarından biri. Bilim insanları bu sayede öncelikle kanser, Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara çare bulunabileceğini düşünüyor. Gelişmekte olan bu teknoloji sayesinde kardiyovasküler, kanla ilgili ve nörolojik hastalıklarla birlikte diyabet gibi büyük sorunların da çözülmesi bekleniyor. Prestijli tıbbi yayınlara göre bu gelişmeleri 2020’li yılların ilk yarısında elde etmemiz büyük olasılık. İlaç dağıtımında yaşanan bu gelişmelerin tanı evresinde de etkiler yaratacağına ise kesin gözüyle bakılıyor.