Quick Finans Kıbrıs Çalıştayı’nda konuşan Gülan Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Alp Gülan, Türkiye otomotiv pazarının artık sıfır araç merkezli değil, ikinci el eksenli bir yapıya dönüştüğünü vurguladı.
Sunumda paylaşılan veriler ise Türkiye otomotiv ekosistemine dair daha derin bir gerçeği ortaya koyuyor: Türkiye’deki otomobillerin yüzde 55,5’i 11 yaş ve üzeri. Toplam 17,3 milyonluk otomobil varlığı içinde ise tablo şu şekilde:
• 0 - 5 yaş araç oranı yüzde 27,35
• 6 - 10 yaş araç oranı yüzde 17,70
• 11 - 15 yaş araç oranı yüzde 18,01
• 16 - 20 yaş araç oranı yüzde 10,56
• 21 yaş ve üzeri araç oranı yüzde 26,39
Başka bir ifadeyle, trafikteki her iki otomobilden biri orta yaşın üzerinde. Bu tablo yalnızca otomotiv sektörünü değil; finansman, sigorta ve kamu politikalarını doğrudan ilgilendiriyor.
Vitrin değil, gerçek trafik
Elektrikli ve hibrit satışlar hızla artıyor. Yeni enerji araçları pazarda her yıl daha fazla pay alıyor. Ancak satışlardaki dönüşüm, trafikteki toplam otomobil yapısını aynı hızda değiştirmiyor. Vitrindeki yenilenme ile trafikteki gerçek tablo aynı değil. Türkiye’deki otomobillerin yarısından fazlası 11 yaşın üzerindeyken, teknolojik dönüşümün sistem genelinde hissedilmesi zaman alıyor.
Yaş arttıkça hasar frekansı yükseliyor, güvenlik donanımı seviyesi geriliyor, parça ve işçilik maliyetleri artıyor ve araç değeri ile onarım maliyeti arasındaki denge zorlaşıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca kaç araç satıldığı değil; trafikteki otomobillerin kalitesi ve korunma seviyesidir.
Yaşlanan otomobiller ve risk profili
Özellikle 21 yaş ve üzeri otomobillerin yüzde 26,39 gibi yüksek bir paya sahip olması, sistem açısından önemli bir risk göstergesi. Bu segmentte:
• Sigortalılık oranı daha düşük
• Kasko penetrasyonu sınırlı
• Pert - onarım dengesi daha kırılgan
• Finansmana erişim daha zor
Yaşlanan otomobiller, mikro ölçekte bir korunma açığı üretir. Düşük teminat + yüksek yaş, artan kırılganlık anlamına gelir.
Korunma açığı perspektifi
QMAG’in 98’inci sayısının dosya konusu olarak ele aldığımız “korunma açığı” yalnızca doğal afetlere ilişkin bir kavram değil. Türkiye’deki otomobillerin yaşlanması da bir korunma açığı üretir. Sigortalılık oranı düşük ve yaş ortalaması yüksek bir otomobil yapısı, ekonomik şoklara karşı daha hassastır. Özellikle büyük sel, dolu ya da deprem senaryolarında yaşlı otomobillerin ekonomik etkisi daha ağır olur. Çünkü teminat kapsamı sınırlıdır, araç değeri ile hasar oranı arasındaki denge zayıftır ve sigortasız kullanım oranı daha yüksektir. Bu tablo, risk paylaşım modellerinin yeniden tasarlanmasını zorunlu kılıyor.
Yaşlanan otomobillerde, küçük hasardan çok büyük hasara odaklanan ve ödenebilir primlerle erişilebilir teminat sunan modeller daha anlamlı hale geliyor. Kaskonomiq yaklaşımı da bu çerçevede, riskin gerçek yapısına uygun ve sürdürülebilir bir çözüm arayışını temsil ediyor.
İkinci el Türkiye’nin ana pazarı
Türkiye’de ikinci el pazarı artık tamamlayıcı değil, ana pazar konumunda. Vergi yapısı, kur geçişkenliği ve erişim dinamikleri ikinci eli sistemin merkezine taşımış durumda. Ancak otomobillerin yaş ortalamasının yüksekliği, bu merkezi yapıyı daha hassas hale getiriyor. Yaşlanan otomobiller:
• Sigorta risk profilini değiştiriyor.
• Hasar maliyetlerini yukarı çekiyor.
• Finansman modellerini zorlaştırıyor.
• Büyük ölçekli hasar senaryolarında ekonomik etkiyi büyütüyor.
Bu nedenle mesele yalnızca otomotiv ticareti değil, finansal dayanıklılıktır.