Birçok evde kızartma sonrası kalan yağın lavaboya dökülmesi sıradan bir davranış gibi görülür. Oysa bu küçük eylem, şehirlerin altyapısında ciddi sorunlara yol açan zincirin ilk halkası. Yağ öyle güçlü bir atıktır ki suyla karışmaz, üstüne üstlük boru hatlarında birikir ve zamanla katılaşır. Bu hal de tıkanıklıklara neden olur. Bu durum sadece bireysel tesisat problemleriyle sınırlı kalmaz. Kanalizasyon sisteminde taşkınlara, çevresel kirliliğe ve yüksek bakım maliyetlerine kadar uzanır.
Bakıldığında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün, bitkisel atık yağların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetiminin sağlanması için hazırladığı "Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği" yeni değil. Yönetmelik 2015'te yürürlüğe girdi. Eş zamanlı olarak konutlardan kaynaklanan bitkisel atık yağların lavaboya, kanalizasyona, denize, toprağa veya herhangi bir alıcı ortama dökülmesi de yasaklandı. Ancak gelişen ihtiyaçlar, atıkların dönüşümü ve döngüsel ekonomi çalışmalarına katkı amacıyla uygulamaları inceleyen Bakanlık, yeni düzenleme ile geliyor.
Yapılacak değişiklikler kapsamında zeytin, ayçiçeği, mısır, pamuk, soya, kanola ve aspir gibi yağlı tohumlardan elde edilen bitkisel yağların kullanımının ardından oluşan atıklar daha etkin bir şekilde değerlendirilecek.
Bu kapsamda hazır yemek firmaları, restoranlar, kafeler, kamu kurumları ve hanelerden kaynaklanan bitkisel atık yağların, geri kazanım tesislerinde işlenerek, başta biyodizel olmak üzere alternatif enerji kaynaklarına dönüştürülmesinin yaygınlaştırılması sağlanacak. Bu anlamda Türkiye'de halihazırda bu atıklardan elde edilen biyodizel, motorine binde beş oranında harmanlanarak yakıt olarak kullanılıyor. Yapılacak yeni düzenlemeyle de uygulamalar ihtiyaçlar doğrultusunda revize olacak.
Marketlerde toplama noktası kurulacak
Yeni düzenlemeyle Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) üretiminin de önü ciddi oranda açılacak. Bitkisel atık yağlardan elde edilen ürünlerin yalnızca kara yolu taşımacılığında değil, havacılık sektöründe de değerlendirilmesi mümkün olacak. Ayrıca, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından izin verilen diğer biyoyakıt türlerinin üretimine de imkan sağlanacak.
Özellikle hanelerden kaynaklanan bitkisel atık yağların lavabolara dökülmesi sonucu oluşan çevre kirliliğinin önüne geçmek amacıyla da bir hamle söz konusu. Market gibi satış noktalarında da atık yağ toplama sistemleri kurulacak. Bu sayede vatandaşların atık yağlarını daha kolay teslim edebilmesi ve toplama oranlarının artırılması sağlanacak.
Planlanan düzenlemeyle sadece bitkisel atık yağlar değil, hayvansal atık yağlar ve yağ içeren diğer atıkların da geri kazanım süreçlerinde değerlendirilmesine olanak tanınacak.
Özetle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un onayına sunulacak yönetmelik değişikliklerinin, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Atık yağ oldukça kritik bir çevre sorunu
Kullanılmış bitkisel yağlar doğrudan doğaya bırakıldığında su yüzeyini kaplayarak oksijen transferini engelliyor. Bu da su ekosisteminde ciddi manada hasara yol açıyor. Ayrıca kanalizasyon sistemine karışan yağlar, “yağ blokları” oluşturarak altyapıyı zorlar. Araştırmalara bakıldığında sadece bir litre atık yağ, milyonlarca litre suyu kirletebiliyor. Bu nedenle birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bu atık türü özel yönetmeliklerle kontrol altına alınıyor. Yeni düzenlemelere gelirsek…
Yönetmelikte yapılması planlanan değişiklikle birlikte sistem daha organize bir yapıya kavuşuyor:
- Atık yağların lavaboya veya kanalizasyona dökülmesi kesin şekilde yasaklanıyor.
- Yağların satış noktalarında veya belirlenen toplama merkezlerinde biriktirilmesi teşvik ediliyor.
- Toplanan yağlar lisanslı geri dönüşüm tesislerine yönlendiriliyor.
- Denetim ve izleme süreçlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.
Bu yaklaşım, bireysel davranışı sistematik bir geri dönüşüm zincirine bağlayarak çevresel ve ekonomik değer yaratmayı amaçlıyor. İlaveten toplanan bitkisel atık yağlar, uygun işlemlerden geçirilerek “biyodizel” gibi alternatif yakıtlara dönüştürülebiliyor. Bu da iki yönlü bir kazanım sağlıyor. Bu kazanımın ilki çevreye zarar veren bir atık türü kontrol altına alınıyor. İkincisi de enerji üretiminde sürdürülebilir bir kaynak elde ediliyor. Atık yağ yönetimi çevre politikası olmakla beraber döngüsel ekonomi yaklaşımının da son derece önemli bir parçası haline geliyor. Bu bağlamda bireysel alışkanlıklar da büyük önem kazanıyor.
Yönetmelikler ve sistemler ne kadar güçlü olursa olsun, sürecin en kritik noktası bireysel davranışlar. Sonuçta evde yapılacak basit bir değişiklik bile büyük fark yaratabiliyor. Kullanılmış yağı bir kapta biriktirmek; belediyelerin veya marketlerin toplama noktalarına teslim etmek ve atık yağları lavaboya dökmemek küçük fakat etkili önlemler olarak öne çıkıyor. Bu küçük adımlar, şehir altyapısının korunmasından su kaynaklarının sürdürülebilirliğine kadar geniş bir etki alanı yaratıyor.
Risk yönetimi perspektifi de değerli
Konuya sigortacılık açısından bakıldığında da atık yağların yanlış bertarafı dolaylı riskler üretiyor. Bunlar arasında tesisat hasarları ve su baskınları; apartman ve site ortak alanlarında altyapı sorunları ve belediyelere, dolaylı olarak ekonomiye ek yük sayılabilir. Çevresel farkındalık, aynı zamanda bir risk yönetimi davranışı. Önlenebilir bir riskin oluşmasını engellemek, her zaman hasar sonrası müdahaleden daha değerli, bu unutulmamalı.
Atık yağ konusu, bireysel bir mutfak alışkanlığından çok daha fazlasını ifade ediyor. Yeni düzenlemelerle birlikte bu alan daha sıkı kontrol altına alınırken, sistemin başarısı yine de öncelikle bireysel yönelime ve davranışlara bağlı. Lavaboya dökülmeyen her litre yağ, korunan bir altyapı, temiz kalan bir su kaynağı ve sürdürülebilir bir gelecek anlamına geliyor.