Siber riskler finansal risk yönetiminin merkezinde

Siber riskler finansal risk yönetiminin merkezinde

Siber saldırı, veri kaybının ötesine geçerek üretimi durdurabiliyor, tedarik zincirini kesintiye uğratabiliyor ve marka güvenini etkileyebiliyor. Siber önlemler güvenliğin merkezinde olmalı.

Dijitalleşme hızlandıkça şirketlerin görünmeyen bağımlılıkları da büyüyor. Bulut sistemleri, uzaktan çalışma altyapıları, yapay zekâ destekli operasyonlar, “online” ödeme sistemleri ve veri merkezleri iş dünyasının temel omurgası haline gelmiş durumda. Ancak bu dönüşüm beraberinde yeni nesil kırılganlıkları da getiriyor. Geçmişte siber güvenlik çoğunlukla bilgi işlem departmanlarının teknik konusu olarak görülüyordu. Bugün ise tablo değişmiş durumda. Çünkü bir siber saldırının etkisi yalnızca sistemlere değil; şirketin gelir akışına, operasyonel sürekliliğine, müşteri güvenine ve piyasa değerine kadar uzanabiliyor. Bu nedenle siber güvenlik artık yalnızca “IT yatırımı” değil, doğrudan finansal risk yönetiminin parçası olarak değerlendiriliyor.

Veri sızıntısı ile güven kaybı

Özellikle fidye yazılımı (ransomware) saldırıları son yıllarda şirketlerin karşılaştığı en büyük tehditlerden biri haline geldi. Saldırganlar yalnızca verileri ele geçirmekle kalmıyor; operasyonları tamamen durdurabiliyor. Üretim tesisleri çalışamaz hale gelirken, lojistik ağları kesintiye uğrayabiliyor. Hatta hastaneler hizmet veremeyebiliyor ya da finansal işlemler kilitlenebiliyor. Bu durum, dijital altyapıların artık son derece kritik operasyonel altyapı olarak kabul edilmesine neden oluyor. Araştırmalar da bu dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. IBM’in “Cost of a Data Breach” araştırmasına göre veri ihlallerinin şirketlere maliyeti yalnızca teknik kurtarma giderlerinden oluşmuyor; müşteri kaybı, itibar erozyonu, regülasyon cezaları ve iş sürekliliği kayıpları toplam maliyetin önemli kısmını oluşturuyor. Özellikle veri sızıntısı sonrasında yaşanan güven kaybı, bazı şirketlerde uzun vadeli gelir kayıplarına yol açabiliyor.

Bir başka kritik başlık ise tedarik zinciri güvenliği. Günümüzde şirketler tek başına hareket etmiyor; bulut sağlayıcılarından dış kaynak hizmetlerine kadar çok katmanlı dijital ağlar içinde faaliyet gösteriyor. Bu nedenle bir tedarikçide yaşanan siber açık, zincirleme biçimde diğer şirketleri de etkileyebiliyor. Son yıllarda yaşanan büyük ölçekli siber olayların önemli kısmında üçüncü taraf yazılım veya hizmet sağlayıcı kaynaklı güvenlik açıkları dikkat çekiyor.

Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması da risk alanını genişleten unsurlar arasında yer alıyor. Yapay zekâ destekli otomasyon sistemleri şirketlere hız ve verimlilik sağlarken, aynı zamanda daha sofistike saldırı modellerini de mümkün hale getiriyor. Deepfake teknolojileri, sahte ses ve görüntü üretimi ya da yapay zekâ destekli kimlik avı saldırıları yeni nesil riskler arasında değerlendiriliyor. Bu nedenle kurumlar ağ güvenliği ile veri doğrulama, kimlik yönetimi ve dijital farkındalık eğitimlerine de yatırım yapıyor.

Siber dayanıklılık kurumsal yönetişim ve sürdürülebilirlik kriterleri içinde değerlendiriliyor. Bu nedenle de yönetim kurullarının gündeminde yer buluyor.
Siber dayanıklılık kurumsal yönetişim ve sürdürülebilirlik kriterleri içinde değerlendiriliyor. Bu nedenle de yönetim kurullarının gündeminde yer buluyor.

Yeni nesil teminat alanı büyüyor

Regülasyon tarafında da önemli değişimler yaşanıyor. Avrupa Birliği’nin NIS2 Direktifi gibi yeni düzenlemeleri, kritik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere daha sıkı siber güvenlik yükümlülükleri getiriyor. Yeri gelmişken, Avrupa Birliği tarafından yürürlüğe alınan NIS2 Direktifi, tam adıyla “Network and Information Security Directive 2” (Ağ ve Bilgi Sistemleri Güvenliği Direktifi 2) Avrupa’daki siber güvenlik standartlarını güçlendirmeyi amaçlayan yeni nesil bir düzenleme… Düzenleme, 2016 yılındaki ilk NIS Direktifi’nin güncellenmiş ve genişletilmiş versiyonu olarak kabul ediliyor. Temel amacı ise enerji, finans, sağlık, ulaşım, dijital altyapı, kamu hizmetleri ve kritik üretim sektörlerinde faaliyet gösteren kurumların siber saldırılara karşı daha dayanıklı hale gelmesini sağlamak.

Siber dayanıklılık kurumsal yönetişim ve sürdürülebilirlik kriterleri içinde değerlendiriliyor. Bu nedenle de yönetim kurullarının gündeminde siber risk başlığı giderek daha fazla yer buluyor.

Sigorta sektörü açısından bakıldığında ise siber riskler yeni nesil teminat alanlarının büyümesini hızlandırıyor. Siber sigorta ürünleri yalnızca veri ihlallerini değil; iş durması, kriz iletişimi, hukuki süreçler ve itibar yönetimi gibi çok katmanlı maliyetleri de kapsayacak şekilde gelişiyor. Şirketler için mesele artık “saldırı olur mu?” sorusundan çok “saldırı gerçekleştiğinde operasyon ne kadar hızlı toparlanabilir?” sorusuna dönüşüyor.

Önümüzdeki dönemde şirketlerin rekabet gücünü belirleyecek unsurlardan biri dijitalleşme kapasitesi olacak kuşkusuz. Kapasite kadar dijital dayanıklılık seviyesi de önem kazanıyor. Çünkü günümüz ekonomisinde veri bir bilgi kaynağı olmanın yanında, operasyonların, müşteri ilişkilerinin ve finansal akışın merkezinde yer alan stratejik bir varlık haline gelmiş durumda.