Hem bireysel farkındalık hem de sağlık politikaları ve sigorta sistemleri açısından, e-sigara akımı yeni nesil bir risk olarak karşımızda duruyor.
9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün küresel anlamda resmî günlerinden biri olmasa da pek çok ülkede ve sağlık kuruluşunda “sigarayı bırakmaya odaklanan farkındalık günü” olarak benimseniyor. 20’inci yüzyılın ikinci yarısında tütün kullanımının kanser, kalp-damar ve solunum yolu hastalıklarıyla güçlü biçimde ilişkilendirilmesi de bu benimsemeyi güçlendirdi. Özellikle 1970’lerden itibaren DSÖ ve birçok ulusal sağlık otoritesi, sigarayla mücadelenin yalnızca tedaviyle değil, önleme ve davranış değişikliğiyle mümkün olduğunu vurgulamaya başladı. Bu yaklaşım, sigarayı bırakmayı teşvik eden özel günlerin doğmasına zemin hazırladı.
9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü, sigarayla mücadelenin klasik başlıklarının ötesinde, son yıllarda giderek büyüyen yeni bir riski yeniden düşünmek için önemli bir hatırlatma sunuyor: gençler arasında hızla yaygınlaşan e-sigara kullanımı.
Elektronik sigara, ilk olarak 2000’li yılların başında, geleneksel sigaraya “daha az zararlı” bir alternatif iddiasıyla ortaya çıktı. 2003 yılında Çin’de geliştirilen ilk ticari modeller, başlangıçta sigarayı bırakmaya yardımcı bir araç olarak pazarlandı. Ancak 2010’lu yıllarla birlikte e-sigara, özellikle aromalı kartuşlar, şık tasarımlar ve sosyal medyada yayılan “zararsızlık” algısıyla bambaşka bir kullanıcı profiline, yani gençlere yöneldi. Bugün birçok ülkede e-sigara, sigaraya hiç başlamamış gençler için bile ilk nikotin temas noktası hâline gelmiş durumda.
Araştırmalar, e-sigaranın masum bir buhar olmadığını açıkça ortaya koyuyor. E-sigara aerosolleri; nikotin, ağır metaller, uçucu organik bileşikler ve akciğer dokusunu tahriş eden partiküller içeriyor. Özellikle gelişim çağındaki bireylerde nikotin maruziyetinin, beyin gelişimi üzerinde kalıcı etkiler yaratabildiği, dikkat, öğrenme ve duygu düzenleme süreçlerini olumsuz etkilediği bilimsel yayınlarda net biçimde vurgulanıyor. Bunun yanı sıra, e-sigara kullanımının solunum yollarında inflamasyonu artırdığı, akciğer fonksiyonlarını bozabildiği ve uzun vadede kalp-damar hastalıkları riskini yükseltebileceğine dair bulgular giderek güçleniyor.
Bir başka kritik nokta ise “geçiş etkisi”. Birçok çalışma, e-sigara kullanan gençlerin ilerleyen yıllarda geleneksel sigaraya başlama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. E-sigara, sigarayı bırakmaya yardımcı olmaktan çok, yeni bir bağımlılık kapısı hâline gelmiş durumda. Bu durum, tütünle mücadelede yıllar içinde elde edilen kazanımların genç kuşaklar açısından riske girdiğini düşündürüyor.
Bu tablo, sağlık sigortası sektörü tarafından da yakından izleniyor. Sağlık sigortası perspektifinden bakıldığında e-sigara kullanımı, yalnızca bireysel bir alışkanlık değil; uzun vadeli sağlık riskleri ve artan tedavi maliyetleri anlamına geliyor. Solunum yolu hastalıkları, kalp-damar rahatsızlıkları ve bağımlılıkla ilişkili psikolojik sorunlar, sağlık harcamalarının sürekliliğini ve maliyetini doğrudan etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Bu bağlamda Birleşik Krallık’ta yapılan bir ankete göre sigorta şirketleri elektronik sigara kullanıcılarından hayat veya kritik hastalık sigortasında daha yüksek prim talep ediyor çünkü e-sigara kullanıcıları içmeyenlere kıyasla daha yüksek sağlık riski taşıdığı kabul ediliyor; hatta bazı sigortacılar nikotin ürünlerini eşdeğer risk olarak değerlendiriyor.
Bazı ülkelerde sigorta şirketleri, sigara kullanımında olduğu gibi e-sigara kullanımını da risk değerlendirme süreçlerine dahil etmeye başladı. Önleyici sağlık yaklaşımı çerçevesinde, sigortalıların sağlıklı yaşam davranışlarını destekleyen programlar, danışmanlık hizmetleri ve farkındalık çalışmaları giderek daha fazla önem kazanıyor. Çünkü sigorta sistemi açısından en sürdürülebilir model, hastalık oluştuktan sonra ödeme yapmak değil; riskleri erken aşamada azaltmak.
Sigorta endüstrisinde yapılan anketlerde, birçok sigorta değerlendirme uzmanının e-sigara kullanıcılarını sigara içenlerle aynı risk kategorisinde değerlendirdiğini ortaya koyuyor. Örneğin hayat sigortası poliçelerinde e-sigara kullanımı genellikle tütün ürünü kullanımıyla eşit kabul ediliyor. Münih Amerikan Reinsurance Şirketi tarafından yapılan bir ankette, ankete katılan sigortacıların yüzde 74'ü e-sigaraların tütün ürünü olarak sınıflandırılması gerektiğini düşünüyorken, sadece yüzde 30'u elektronik sigaraların sigara bırakma aracı olarak etiketlenebileceğini kabul ediyor.
9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü, bu nedenle yalnızca sigarayı bırakmayı değil; nikotinin farklı formlarla hayatımıza nasıl geri döndüğünü de sorgulamak için önemli bir fırsat. E-sigara, görünümü ve pazarlama dili ne kadar “modern” olursa olsun, bağımlılık ve sağlık riski açısından klasik sigaradan bağımsız değil. Gençler için bu risk daha da büyük; çünkü etkileri yıllar sonra ortaya çıkabilecek uzun bir sağlık yolculuğunu başlatabiliyor.
Bugün sigarayı bırakmayı konuşurken, yarının sağlık yükünü belirleyecek e-sigara trendini görmezden gelmek mümkün değil. Hem bireysel farkındalık hem de sağlık politikaları ve sigorta sistemleri açısından, bu yeni nesil riskin doğru okunması her zamankinden daha önemli.