“Düşünmeyi bıraktım artık sadece yapıyorum” diyen Ali Umut Usta, elinde tohumları ve çöp poşetiyle gri sokakları dönüştürüyor. Boğaziçi mezunu bir maceraperestin, küçük dokunuşlarla kendi dünyasını (ve dolayısıyla bizimkini) nasıl güzelleştirdiğinin ilham verici hikayesi…
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Ali Umut Usta, 27 yaşındayım ve Trabzonluyum. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü 2024 mezunuyum. Doğa sporlarıyla oldukça içli dışlıyım. En çok dağcılık ve yelkenli kaptanlığı yapıyorum. Bunların dışında kano, bisiklet, mağaracılık ve yüzme de ilgi duyduğum sporlar arasında. Kısacası maceraperest bir doğaseverim. Seyahat etmeyi ve merakımı diri tutacak şeyler yapmayı severim. Öğrenmeye her zaman açığım. Şu sıralar sosyal medyada, vatandaşların toplumsal bilinç ve sorumluluk kazanmaları yönünde çevre temizliği yaptığım, bitki diktiğim ve çiçek tohumu serptiğim videolar çekiyorum. Aynı zamanda YouTube kanalımda dağcılık, yelken, bisiklet turu veya otostopla dünya turu gibi içeriklerim mevcut.
Çevre duyarlılığı pek çok kişi için bir niyet olarak kalırken, siz o "niyeti" günlük bir aksiyona nasıl dönüştürdünüz?
Her sene günlüğüme “Bu sene yapsam iyi olur” dediğim bir liste yazarım ve o listedekileri yapmaya başlarım. Ancak her sene o liste yarı yarıya biter, ertesi sene yeni bir liste yaparım. Fakat bu sene yeni bir liste yapmadım. Aksine geçen senelerde yapmak isteyip de yapamadığım şeylere yöneldim. Bunlardan en çok istediğim, sosyal medyaya içerik üretmekti. Bunun sürekli olması gerekiyordu ve yaparken de insanlara dokunmak istedim. Yolun sonu ise çevre duyarlılığına çıktı. Çöp toplama, bitki dikme veya çiçek tohumu serpme gibi içerikler üreterek bu seneye dair niyetimi aksiyonla birleştirdim. Hatta bu konuya dair kullandığım bir cümle var: “Düşünmeyi bıraktım, artık sadece yapıyorum.” Zaten hayatında çok aktif bir insanım. Sadece bu sene yapamadıklarıma odaklandım ve sonuç böyle oldu.
Çiçek ekeceğiniz veya temizleyeceğiniz atıl alanları neye göre seçiyorsunuz? Kamusal alanlarda en sık karşılaştığınız problem ne?
Genelde her gün evden çıkıp yapmam gereken birçok iş oluyor. Bu işleri hallederken yolda karşılaştığım alanları inceliyor, çiçek dikeceğim ya da temizleyeceğim yerleri o an buluyorum. Kamusal alanlara dair gördüğüm yegane problem, vatandaşın yaşadığı alanın güzelliğini devlete bırakma alışkanlığı. Yani toplumsal alanları güzelleştirebilmek gibi bir düşüncenin insanlarda olmaması... Bu da vatandaşların mahalle mahalle toplanıp çöp toplamaması veya fidan dikmemesiyle alakalı. Eğer insanlar çevrelerini güzelleştirmek için çabalarsa bu bir alışkanlık olur. Bir noktada çevrenin temiz tutulmasına veya bitki dikilmesine gerek bile kalmaz; zira vatandaş bu alanları gözetip kolladığı için herkes bu işi severek yapmaya başlar.
Sokakta bu işleri yaparken karşılaştığınız en unutulmaz tepki neydi? Sizi belediye görevlisi sananlar mı oluyor?
Aslında öyle çok tepkiyle karşılaşmadım. Genelde işlerimi hızlıca, insanlara görünmeden yapıyorum. Tabii görenler de illaki oluyor ama ne düşünüyorlar bilemem. Bir keresinde bir parka fidan dikerken park ve bahçeler görevlisi biri gelip “Ne ben seni gördüm ne sen beni.” diyerek gitmişti, bu çok hoşuma gitti. Bir keresinde ise Sarıyer civarlarında bir balıkçının önündeki saksıda duran ölü bir bitkiyi çıkarıp yerine aloe vera dikerken iki kadın “Konu bitki olunca dayanamadık!” diyerek yanıma geldi. Yaşlı olan hanımefendi bende başka aloe vera olup olmadığını sorunca bir koşu gidip alıp geldim. Bitkiye çok güzel bakacağını söylerken binbir itirazıma rağmen cebime para sıkıştırmıştı. Sonradan öğrendim ki bu hanımefendiyle aynı liseden mezunmuşuz! Kendisi emekli öğretmenmiş, hemen ellerinden öptüm. Emine Hanım'la çok güzel bir tesadüf yaşamıştık.
Büyük küresel krizler karşısında bireyler genelde "Benim çabamla ne değişir?" diyerek çaresizliğe düşüyor. Sizin bu "mikro" dokunuşlarınız o devasa umutsuzluğa nasıl bir cevap veriyor?
Ben küçük işlerin insanıyım. Öyle "dünyayı kurtarayım" gibi bir derdim yok. Ama bir dünya kurtaracaksam o da benim dünyamdır diyerek, kendi hayatımı küçük değişikliklerle güzelleştirmeye çalışıyorum. Bu çabam da zamanla yaşadığım alanları güzelleştirme noktasına geldi. Bu aksiyon, herhangi bir sözden daha anlamlı ve etkili oluyor. İnsan dünya genelinde büyük sorunlar olsa da birinin en azından kendi yürüdüğü yolu güzelleştirip mutlu olabileceğini fark ediyor. Mutluluğun her gün yürüdüğü yoldaki bir çiçekte olabileceğini görüyor.
Sizin hayalinizdeki şehir dokusu nasıl? Herkes kendi kapısının önünü temizleyip bir çiçek ekse, bu dünyanın kurtuluşu için yeterli bir başlangıç mı?
Hayalimdeki şehir dokusundan ziyade direkt yaşadığım dünya ile ilgileniyorum. Yani "it is what it is" (ne ise odur). İsviçre'de de olsam orada yapılacak bir şeyler bulurdum, Kenya'da da olsam. Her yerin ihtiyacına göre aksiyon almak önemli. Dediğim gibi dünya dediğimiz şey bizden başlıyorsa o kapı önü çiçeği benim dünyamı bir nebze kurtarır ve bu da süper bir başlangıçtır.
Bu hareketi daha geniş kitlelere yaymak için kafanızda yeni formatlar veya projeler var mı?
Aslında doğa sporlarıyla uğraşan bir insanım. Yaratmaya çalıştığım farkındalık da dağcılık ve denizcilik gibi doğayla iç içe olduğum aktiviteler sırasında yaşadıklarımdan doğdu. Gelecekte çöp toplama ve fidan dikme işlerimi, doğa sporları yaptığım ve insanlık sınırlarını zorladığım aktivitelerle birleştirdiğim turlar planlıyorum.
Harekete geçmek isteyen bir Qblog okuyucusuna vereceğiniz 3 altın tavsiye ne olurdu?
Harekete geçmek isteyen bir Qblog okuyucusuna vereceğim ilk tavsiye, çok düşünmeden işe atılmaktır. En iyisi bu, çünkü genelde hayat düşündüğümüzden çok farklı gelişiyor ve tahmin ettiğimiz kadar da zor olmuyor. Ben de yaptığım şeylerin sonucunun buralara geleceğini hiç düşünmüyordum. İkinci olarak süreklilik bu işin altın kuralıdır. Yapılan şeyin miktarı değil, her gün yapılıyor olması önemlidir. Tıpkı benim altı yıldır her gün sadece beş dakika çalışarak İspanyolca öğrenmem veya yılbaşından beri her gün içerik üretmem gibi. Son olarak hataların önemini kavramak gerekir. Hata yapmak en normal şeydir ve bolca yapmak lazım. Sonrasında o hatalardan ders alıp hayatımızı çok daha güzel hale getirebiliriz. Hatta yeterince dikkat edersek sadece kendi hatalarımızdan değil, diğer insanların yaşadıklarından da ders çıkarabiliriz.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bir Çin atasözü der ki “Bir ağaç dikmek için en iyi zaman 20 sene öncesiydi. En iyi ikinci zaman ise bugündür.”