Sakın kalbinizi aşk acısıyla fazla yormayın!

Sakın kalbinizi aşk acısıyla fazla yormayın!

Kalp krizine sebep olan fiziksel ve biyolojik risk faktörleri dışında göz ardı ettiğimiz bir durum var ki, adı stres. Sebebi bulunamayan bazı kalp krizlerinin nedeni, aşk acısı gibi psikolojik travmalar ve ruhsal bunalımlar olabilir…  

Günümüzde pek çok hastalığın en önemli sebeplerinden biri tabii ki stres. Başlarda büyük oranda kişinin yaşam kalitesini etkileyen stres, kontrol edilemediği zaman kronik hastalıkları da beraberinde getirebiliyor.

Ah ayrılık...

Uzmanlar, kronik stresin koroner damar darlıklarına zemin hazırlayabileceği gibi, ani başlayan stresin de kalp krizi geçirme olasılığı bulunan kişilerde kriz riskini artıracağını belirtiyor. Psikolojik rahatsızların, kalp hastalıklarını etkilediği görüşü üzerine yapılan araştırmalar, sevilen kişinin kaybedilmesi ve ayrılık gibi stres kaynaklarının da kalp krizi riskini artırdığını gösteriyor.

Ani bir şekilde heyecanlanma, korkma, üzülme, sinirlenme ve hayal kırıklığına uğrama gibi olumsuz duyguların kalp krizine yol açabileceği, kardiyologlar tarafından dile getiriliyor. Ayrıca ilginç bir şekilde, aşırı sevinme gibi ortaya çıkan duygulanımlar, ender de olsa kalp krizini tetikleyebiliyor. 

kalp krizi
Heyecanlanma, korkma, üzülme, sinirlenme ve hayal kırıklığına uğrama gibi olumsuz duygular, kalp krizine yol açabiliyor.

Kalp krizinin duygularımızla bir ilişkisi var

Yürütülen pek çok araştırmayla beraber, kalp krizi ve beyin arasındaki ilişkinin varlığı kabul edilirken, kardiyoloji uzmanları üzüntünün sadece psikolojik anlamda kişiye zarar veren bir durum olmadığını, tüm bedeni etkileyen ve yaşamsal önem taşıyan organlara da kalıcı zarar verebildiğini belirtiyor. Günümüzde depresyon ve kalp krizi arasındaki ilişkiyi destekleyecek yeterince bilimsel veri toplanmaya başladı. Depresyon tanısı konulan erkek ve kadınların uzun yıllar boyunca izlendiği çalışmalar; bu bireylerde koroner arter hastalığına yakalanma veya kalp krizi geçirme riskinin, depresyonu olmayan bireylere göre iki veya üç kat arttığını gösteriyor. 

kalp krizi
Aşk acısı da depresyonla birlikte kalp krizini tetikleyebiliyor

Yine son dönemlerde yapılan çalışmalar, fiziksel olarak sağlıklı olmasına rağmen depresyonda olan bireylerde, kalp hastalıkları ve felç ile ilişkilendirilmiş olan bazı biyokimyasal göstergelerin anlamlı derecede arttığını ortaya koyuyor. Bu bağlantı, depresyon ile kalp damar hastalıkları arasında çevresel ya da davranışsal faktörlerden bağımsız bir ilişkinin olabileceğini de ortaya koyuyor.

Kardiyologlar aşk, ayrılık ve tutku gibi duyguların kalp üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu konusundaki incelemelerin devam ettiğini dile getirirken, kalple duygular arasında bir ilişki olabileceğini belirtiyor. Ayrıca depresyon, anksiyete gibi negatif duygusal durumların beyindeki bazı merkezlerde bozulmaları beraberinde getirdiği biliniyor.

Kalp krizini taklit eden sendrom...

Bir de kalp krizini taklit eden ilginç bir sendrom var. Kırık kalp sendromu diye adlandırılan bu rahatsızlık, Japon bilim insanlarınca yapılan çalışmalarla tespit edilmiş. Kısaca açıklamak gerekirse, kalpte balonlaşma hastalığı diye tarif edebiliriz. Çoğunlukla 30-70 yaş aralığındaki kadınlarda görülüyor. Ani duygu değişimleri, derin üzüntüler, psikolojik yıkımlar, etkili şoklar hastalığın belirleyici sebepleri arasında. Beklenmedik boşanmalar, yakıcı ihanetler, sevgili tarafından terk edilmeler, annenin bebeğini kaybetmesi, sevgiliden ayrılma gibi olaylar, rahatsızlığın temel nedenini oluşturuyor. Erkeklerde görülme olasılığı ise çok düşük.

Kırık kalp sendromu
Kadınlarda, ayrılık acısı gibi sebeplerle, kalp krizini taklit eden kırık kalp sendromu oluşabiliyor.
Olayın odağında olan kadın, deneyimlediği ağır mutsuzluk sonrası göğsünde derin ağrılar hissediyor ve hastalık adeta kalp krizini taklit ediyor. Anlık gelişen ve çoğunlukla yüzde 85-90 oranlarında iyileşmeyle sonuçlanan bu tür vakalarda önemli olan, hastalığı zamanında yakalayıp, tanısını koymak. Uzmanlar bu tarz durumlarda hastaya, hem duygusal tedavi boyutunu hem de kardiyoloji tedavisini, yani kalbi koruyucu tedbirleri eş zamanlı olarak uygulamanın önemine dikkat çekiyor. Bu tip tedavilerde kalp krizinde kullanılan kan sulandırıcılara ihtiyaç duyulmuyor. Ayrıca ameliyat olmayı da gerektirmiyor.