Osmanlı’dan Japonya’ya uzanan yardım eli

Osmanlı’dan Japonya’ya uzanan yardım eli

Küreselleşmenin tarihsel bir sembolü olan Ertuğrul Fırkateyni, 1880’li yıllarda Osmanlı ile Japonya arasında başlayan ilişkinin sembolü oldu.

19’uncu yüzyılın son çeyreği, dünya siyasetinin yeni bağlantılarla örüldüğü bir dönemdi. Ekonomik çıkarlar, kolonileşme yarışı ve teknolojik ilerlemeler nedeniyle büyük güçler, hızla yeniden konumlandı. Buharlı gemiler, telgraf ve demiryolları sayesinde dünya daha önce hiç olmadığı kadar “bağlantılı” hale gelirken imparatorluklar arası rekabet yeni ittifak biçimlerini doğurdu. Bir yandan Avrupa devletleri Afrika ve Asya’da nüfuz alanlarını genişletiyor, öte yandan yükselen milliyetçilik akımları eski düzenleri sarsıyordu. Bu süreç, küresel siyasetin hem çatışma hem de iş birliği içeren hibrit bir yapıya evrilmesine zemin hazırladı. O yıllarda uzak coğrafyalar birbirine daha hızlı ulaşmaya başlamış, uluslararası ilişkiler sadece komşu devletlerle değil, okyanus ötesi güçlerle de kuruluyordu. 

Yokohama'daki yabancı konutlar ve Katolik kilisesini gösteren bir çizim.
Yokohama'daki yabancı konutlar ve Katolik kilisesini gösteren bir çizim.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1890’da Japonya’ya gönderdiği Ertuğrul Fırkateyni de işte bu küreselleşme halinin tarihsel bir sembolü, aynı zamanda iki ülke arasında asırlık bir dostluğun başlangıcı oldu. Özetle diplomasi yolunda görevli bir Osmanlı gemisiydi Ertuğrul Fırkateyni’ni.

1880’li yıllarda Osmanlı ile Japonya arasındaki ilişkiler henüz yeniydi. Japonya, Meiji Restorasyonu sonrası hızla modernleşiyor, Batı dünyasıyla siyasi ve ekonomik bağlar kuruyordu. Osmanlı ise modernleşme çabalarını sürdürüyor, Asya’daki güçlerle diplomatik köprüler kurmanın önemini görüyordu.

Sultan İkinci Abdülhamid, Ertuğrul Fırkateyni’ni 1887’de İstanbul’u ziyaret eden Japon Prensi Komatsu’ya karşılık için Japonya’ya resmî bir heyetle gönderdi.
Sultan İkinci Abdülhamid, Ertuğrul Fırkateyni’ni 1887’de İstanbul’u ziyaret eden Japon Prensi Komatsu’ya karşılık için Japonya’ya resmî bir heyetle gönderdi.

Bu karşılıklı ilgiyi resmileştirmek için Sultan II. Abdülhamid, 1887’de İstanbul’u ziyaret eden Japon Prensi Komatsu’ya karşılık vermek amacıyla Ertuğrul Fırkateyni’ni Japonya’ya resmî bir heyetle gönderdi. Görevi, imparator Meiji’ye nişan ve hediyeler takdim etmek, iki devlet arasında dostluk ve iş birliğini pekiştirmekti. Yaklaşık 11 ay süren uzun ve tehlikeli bir seyahatin ardından gemi, Haziran 1890’da Yokohama’ya ulaştı. Japon halkı, Osmanlı heyetini büyük bir misafirperverlikle karşıladı. Görüşmeler başarılı geçti; dostluk mesajları verildi. Fakat dönüş yolculuğu, tarihin en trajik deniz felaketlerinden birine dönüşecekti.

Ertuğrul Fırkateyni, Japonya’dan ayrıldıktan sonra kötü hava koşullarıyla boğuşuyordu. Pasifik Okyanusu'nun fırtınalı sularında ilerlemek zordu, gemi zaten yaşlıydı ve yol boyunca yıpranmıştı. 16 Eylül 1890 gecesine gelindiğinde, Wakayama Eyaleti’nin Kushimoto açıklarında şiddetli bir tayfuna yakalanan gemi, kayalıklara çarparak parçalandı. Faciayı yaşayan 609 mürettebattan sadece 69’u kurtulabildi. Hayatta kalan denizciler, Kushimoto halkı tarafından büyük bir özveriyle kurtarıldı ve günlerce bakımları yapıldı. Bu insani yardım, iki ülke halkı arasında derin bir duygusal bağın temelini attı.

Ertuğrul Fırkateyni’nin yolculuğu bir trajedi ancak arkasında bırakmış olduğu değer çok büyük.
Ertuğrul Fırkateyni’nin yolculuğu bir trajedi ancak arkasında bırakmış olduğu değer çok büyük.

Facianın ardından gelişen dostluk ve vefa

Japon hükümeti, kurtulan Osmanlı denizcilerini Kongo ve Hiei adlı iki savaş gemisiyle İstanbul’a götürdü. Gemiler, 1891’de Dolmabahçe açıklarına ulaştığında Osmanlı İstanbul’u, Japon halkının gösterdiği yardım ve nezaketi unutulmayacak bir şekilde karşıladı.

Bu olay, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin güçlenmesini sağladı. Öncelikle Ertuğrul faciası Japonya’da büyük üzüntü yarattı; yardım kampanyaları düzenlendi. Bu insani yaklaşım, Türk basınında da geniş yer buldu. 1890 olayı, halklar arasında sempati yaratarak kültürel ilişkilerin kapısını açtı. 

TCG Kınalıada Korveti, 2024’te Türk-Japon diplomatik ilişkilerinin 100’üncü yılı ve Ertuğrul Fırkateyni'nin seyrinin 134’üncü yılı sebebiyle bir Japonya ziyaretinde.
TCG Kınalıada Korveti, 2024’te Türk-Japon diplomatik ilişkilerinin 100’üncü yılı ve Ertuğrul Fırkateyni'nin seyrinin 134’üncü yılı sebebiyle bir Japonya ziyaretinde.

20’nci yüzyıl boyunca Türkiye’de Japon kültürüne olan ilgi bu dostluk mirası üzerine inşa edildi. Modern dönemde de vefa duygusu karşılıklı olarak taşınıyor. Kushimoto’da Türk denizciler için bir anıt ve müze bulunuyor. Her yıl hem Türk hem Japon temsilcilerin katıldığı anma törenleri düzenleniyor. Japonya’da “Türk halkı zor günlerinde bizi unutmadı.” söylemi, özellikle 2011 Tōhoku depremi ve 1985 Tahran tahliyesi gibi olaylarla güçlendi.

Ertuğrul Fırkateyni’nin yolculuğu bir trajedi olsa da arkasında bırakmış olduğu değer çok daha büyük. Karşılıklı saygı, vefa ve insani dayanışmadan oluşan değer mozaiği, asırlık bir dostluğun da ilanı oluyor. Bugün Türkiye ile Japonya arasındaki ilişkiler; teknoloji, kültür, turizm ve yatırım alanlarında da gelişmiş durumda. Ancak tüm bu gelişmelerin temelinde, 1890 yılının o fırtınalı gecesinde Japon halkının gösterdiği insanlık ve Osmanlı denizcilerinin kahramanlıkla yazdığı ortak tarih yatıyor.

Ertuğrul Fırkateyni’nin hikayesi, sadece bir deniz kazasının ötesinde, insanlık değerlerinin coğrafyalardan daha güçlü olduğunun tarihsel bir kanıtı olarak yaşamaya devam ediyor.