ABD’li bilim insanlarının verileri, Kuzey Kutbu’nda yaşanan sürecin küresel iklim dengeleri üzerinde geri dönülmesi zor sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (NOAA) her yıl yayımladığı “Arctic Report Card 2025” raporu, Kuzey Kutbu’nun Ekim 2024-Eylül 2025 döneminde kayıtlara geçen en yüksek yüzey hava sıcaklığına ulaştığını ortaya koydu. Bu rapor, 1900 yılından bu yana ölçülen verilerle karşılaştırıldığında Arctic bölgesinin en sıcak yılı olarak kaydedildi.
Raporda belirtildiği üzere, Arctic yüzey hava sıcaklıkları, Ekim 2024–Eylül 2025 döneminde en yüksek seviyede gerçekleşti. Özellikle 2024 sonbaharı, 2025 kışı ve 2025 yazı, bölgenin en sıcak veya en sıcak zamanlar arasında yer alan mevsimleri oldu. Arctic’teki yıllık sıcaklık artışı, küresel ortalamanın iki katından fazla hızla ilerledi. Bu olağanüstü ısınma, kutup bölgesinin iklim sistemindeki rolü nedeniyle sadece bölgesel bir olgu değil, küresel iklim dengelerini etkileyen kritik bir değişim süreci olarak değerlendiriliyor.
Alaska’da Turuncu Nehirler: Eriyen Permafrostun Etkileri
Kuzey Kutbu’ndaki rekor sıcaklıkların son dönemde haberlere de konu olan belirgin sonuçlarından biri, Alaska’nın iç kesimlerinde gözlenen “turuncu nehirler” (rust rivers) fenomeni oldu. Bu durumun arkasında, permafrost (kalıcı donmuş zemin) çözülmesi yatıyor. Permafrostun çözüldüğü bölgelerde uzun süredir donmuş halde bekleyen demir, alüminyum, bakır ve çinko gibi metaller açığa çıktığından sulardaki organik maddelerle birleşerek nehir sularında parlak turuncu renkli kimyasal bileşikler oluşturuyor. Bu durum, yüzlerce nehir ve kolunun renginin değişmesine yol açıyor.
California Üniversitesi’nden araştırmacı Abagael Pruitt de bu olayı “paslanan nehirler” olarak tanımlıyor ve su kalitesi ile sucul yaşam üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.
Küresel ve bölgesel etkileri olacak
Dünyanın kliması olan kutuplarda yaşananların elbette bazı bölgesel ve ötesi küresel etkileri olacak.
Deniz buzunun azalması: Arctic Report Card 2025, deniz buzunun azalan maksimum ve minimum seviyelerini de raporluyor. Mart 2025’teki maksimum deniz buz seviyesi 47 yıllık uydu kayıtlarının en düşüğü olurken Eylül 2025 minimum deniz buz seviyesi de tarihsel olarak düşük seviyelerde gerçekleşti. Bu durum, kutup ekosistemlerinin ve soğuk iklim döngülerinin kırılganlığını gösteriyor.
Atlantik rtkisi (Atlantikleşme): Sıcak ve tuzlu Atlantik sularının Kuzey Kutbu’na daha derinlere nüfuz etmesine “Atlantikleşme” deniyor. Bu süreç, soğuk su tabakalarının zayıflamasına, termalin yeniden düzenlenmesine ve daha fazla okyanus ısısının bölgeye taşınmasına yol açıyor. Bu da deniz buzunun erimesini hızlandıran bir faktör.
Ekosistem ve insan topluluklarına yansımaları: Artan sıcaklıklar, kutup faunası ve florası üzerinde ciddi baskı oluşturuyor elbette. Aynı zamanda bölgeye bağımlı yerleşim topluluklarının yaşam koşullarını da etkiliyor. Özellikle Alaska’da içme suyu kaynaklarının kirlenmesi ve balık popülasyonlarının zarar görmesi gibi olumsuz sonuçlar söz konusu.
Dünya iklimi üzerine sonuçlar: Kuzey Kutbu’nun ısınması yalnızca kuzey enlemleriyle sınırlı kalmayacak, atmosferik ve okyanus akıntılarının değişimine yol açarak küresel hava koşullarını, yağış döngülerini, deniz seviyelerini ve sıcaklık modellerini etkileyecek. Hatta ve hatta permafrostun çözülmesi, atmosferde karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının açığa çıkmasına neden olarak iklim değişikliği geri beslemelerini güçlendirebilir. Bu gelişmeler, küresel sıcaklık artışına ve ekstrem hava olaylarının sıklığına dair modellerin yeniden değerlendirilmesini de gerektiriyor.
Bugün Arctic bölgesinde gözlenen rekor sıcaklıklar ve buna bağlı çevresel değişimler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının küresel iklim sistemi üzerindeki belirgin etkilerinin bir göstergesi. Kuzey Kutbu’nun bu denli hızlı ısınması, sadece bölgesel çevresel dengesizlikleri değil, tüm gezegenin iklim dinamiklerini yeniden şekillendiren bir süreç olarak kaydedilmeye devam ediyor. Bu çerçevede, bilim insanları uluslararası iş birliğini, atmosfere sera gazı salımlarının azaltılmasını ve artan çevresel risklere adaptasyonu öncelikli stratejiler olarak tanımlanıyor.