Özellikle sosyal medyada gerek hız kapasitesi artırılmış bir scooter gerekse el yapımı bir mikro araç trafiğin doğal parçası gibi sunuluyor. Peki icat etmek trafiğe çıkmak için yeterli mi?
Sosyal medyada son dönemde dikkat çeken içeriklerden biri, “custom scooter”lar ve bireysel olarak tasarlanmış elektrikli araçlarla trafiğe çıkılan videolar. Kimi zaman hız kapasitesi artırılmış bir scooter, kimi zaman tamamen el yapımı bir mikro araç, “çalışıyor” olmasıyla birlikte günlük trafiğin doğal bir parçası gibi sunuluyor. Bu paylaşımlar yaratıcılığı, teknik merakı ve üretme isteğini yansıtsa da konu kamuya açık yollara geldiğinde mesele yalnızca mühendislik becerisiyle sınırlı kalmıyor. Sonuçta trafik tanımı gereği, bireysel denemelerin değil; güvenliğin, standartların ve hukukun alanı.
Temel sorun tek bir cümleyle şu noktada başlıyor: “Trafikte yer alacak her aracın hukuki bir tanımı olmalı.” Mevzuat, bir aracın hangi sınıfa girdiğini; azami hızını, motor gücünü, ağırlığını, fren sistemlerini ve görünürlük donanımlarını açık biçimde belirliyor.
Türkiye’de trafiğe çıkacak araçlara ilişkin mevzuat, tek bir düzenlemeden değil; birbiriyle bağlantılı birkaç temel kanun ve yönetmelikten oluşuyor. Bu mevzuatın ortak amacı, kamuya açık yolların güvenliğini sağlamak ve trafikte yer alan her aracın tanımlı ve denetlenebilir olmasını temin etmek olarak özetlenebilir. Çerçevenin temelini ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu oluşturuyor. Bu kanun, karayolunda hareket eden her türlü taşıtı “araç” olarak tanımlıyor ve trafikte yer almanın ancak kanunda öngörülen şartlarla mümkün olabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Kanuna göre bir aracın trafikte kullanılabilmesi için öncelikle hukuken tanımlı bir araç türü olması gerekiyor.
Kanunu tamamlayan ve ana metin olarak kabul edilen Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne göre de araçlar; otomobil, motosiklet, bisiklet, elektrikli scooter gibi sınıflara ayrılıyor. Elbette her sınıf için teknik kriterler de farklı. Azami hız, motor gücü, ağırlık, fren sistemi, aydınlatma, sinyalizasyon ve reflektör gibi unsurlar bu sınıflandırmanın temelini oluşturuyor. Bir araç, bu kriterleri sağladığı ölçüde ilgili sınıfa dahil ediliyor. Modifikasyon veya “custom” üretim sonucu bu kriterlerin dışına çıkıldığında, araç artık o sınıfa girmiyor ve yeni haliyle mevzuatta karşılığı yoksa trafikte kullanılamıyor.
Teknik uygunluk açısından kritik bir diğer başlık da Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik. Bu düzenleme ile araçlarda özellikle motor gücü, şasi yapısı, fren sistemi ve taşıyıcı unsurlarda yapılan değişiklikler “esaslı tadilat” olarak kabul ediliyor. Esaslı tadilatlar yapılmış araçlar, yetkili mühendislik onayı ve belgelendirme olmaksızın trafiğe çıkamıyor. Bireysel olarak yapılan ve belgelendirilmeyen tadilatlar, aracı doğrudan mevzuat dışına itiyor. Buna ek olarak, trafikte yer alacak her motorlu araç için tescil ve plaka zorunluluğu da bulunuyor. Tescil işlemi ancak teknik şartları karşılayan, tipi tanımlı ve mevzuata uygun araçlar için yapılabildiğinden tescil edilemeyen bir araç, zorunlu trafik sigortası da yaptıramıyor. Bu durum, olası bir kazada tüm maddi ve hukuki sorumluluğun sürücüye yüklenmesi anlamına geliyor.
Elektrikli scooterlar ve benzeri mikro mobilite araçları için getirilen özel düzenlemeler de bu genel çerçevenin bir parçası. Bu araçlar, belirli hız ve güç sınırları içinde kaldıkları sürece “hafif elektrikli araç” olarak değerlendirilir. Ancak bu sınırların aşılması halinde araç, scooter statüsünü kaybeder ve çoğu zaman motosiklet sınıfına da giremez. Ortaya çıkan bu “ara sınıf”, mevzuatta karşılığı olmadığı için trafikte kullanım açısından hukuki boşluk değil, hukuki yasak anlamına gelir.
Mevzuat, yalnızca sürücüyü değil, üçüncü kişileri ve kamusal güvenliği koruma amacı da taşıyor. Bu nedenle “Kişisel risk alıyorum.” yaklaşımı hukuken geçerli kabul edilmiyor. Kamuya açık yolda kullanılan her araç, başkaları için de risk oluşturabileceğinden, mevzuat bu konuda tolerans tanımıyor. Özetle Türkiye’de trafikte yer alacak bir araç için üç temel şart söz konusu. Birincisi, aracın mevzuatta tanımlı bir sınıfa girmesi; ikincisi, teknik ve güvenlik kriterlerini karşılaması ve gerekiyorsa tadilat onaylarının alınması ve üçüncüsü ise tescil ve sigorta süreçlerinin tamamlanması. Bu üç şarttan herhangi biri eksikse, araç “icat” veya “proje” olarak değerlendirilebiliyor ama trafik aracı olarak kabul edilmiyor. Trafik hukuku açısından belirleyici olan yaratıcılık değil, tanım ve uygunluk.
Custom scooterlar ve bireysel araç icatları, inovasyon ve girişimcilik açısından değerli girişimler. Ancak trafik, yaratıcılığın sınırsızca sergilendiği bir alan değil; disiplinli ve kurallarla şekillenen bir kamusal sistem. Her icat kıymetli olsa da trafikte yer alamıyor. Trafiğe çıkabilmek için fikir ve cesaret yeterli değil; tanım, standart ve onay şart.