5 Ekim Dünya Habitat Günü, konut güvenliğini ele almak için bir fırsat olabilir. Konutun deprem dayanımı, enerji altyapısı ve bakım geçmişi riskler hakkında önemli ipuçları veriyor.
Ev ararken çoğu zaman konumuna, büyüklüğüne, güneş almasına ve dekorasyonuna bakıyoruz. Yeni boyanmış duvarlar, yenilenmiş mutfak ve geniş bir balkon kararımızı etkileyebiliyor. Peki binanın taşıyıcı sistemi, yağmur suyunun tahliye edildiği giderler veya elektrik tesisatının durumu hakkında ne biliyoruz?
Birleşmiş Milletler tarafından her yıl ekim ayının ilk pazartesi günü kutlanan Dünya Habitat Günü, 2026’da 5 Ekim’e denk geliyor. Dünya Habitat Günü, insan yerleşimlerinin durumuna ve herkesin yeterli barınma hakkına dikkat çekmek amacıyla doğdu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1985 yılında aldığı kararla ekim ayının ilk pazartesi gününü Dünya Habitat Günü olarak belirledi. İlk kutlama, 1986’da Kenya’nın başkenti Nairobi’de “Barınmak benim hakkım” temasıyla gerçekleştirildi. Bu tema günü, kentlerin ve konutların geleceğini şekillendirmede ortak sorumluluğumuz olduğunu hatırlatarak daha güvenli ve yaşanabilir yerleşimler için derine ve güçlü bir farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Kurumları ve kişileri yerleşimlerin durumu ve yeterli barınma hakkı üzerine düşünmeye çağıran Dünya Habitat Günü, konut güvenliğini gündeme taşımak için de anlamlı bir vesile. Çünkü bir evin dayanıklılığı, yapısının ve altyapısının farklı tehlikeler karşısında nasıl davranacağıyla yakından ilişkili.
Görüntüye aldanmamak…
Elbette deprem dayanıklılığı mevzusu görünüşten anlaşılmıyor. Bir binanın yeni olması, dış cephesinin bakımlı görünmesi veya duvarlarında belirgin çatlak bulunmaması, deprem güvenliği hakkında kesin sonuç vermiyor. Yapının bulunduğu zemin, taşıyıcı sistem, malzeme özellikleri ve uygulama kalitesi birlikte değerlendirilmeli. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de yapıların deprem etkisi altında değerlendirilmesinde zemin ve yapı özelliklerini önceliklendiriyor ve esas alıyor.
Bu nedenle dayanıklılıkla alakalı her türlü sorunun cevabı teknik incelemeyle aranmalı. Betonarme binalarda beton numuneleri, donatı tespiti, taşıyıcı elemanların ölçümleri ve mühendislik hesapları değerlendirmeye veri sağlıyor. Bu noktada karot sonucu bu incelemenin bir parçası; binanın bütününe ilişkin karar için diğer bulgularla birlikte ele alınması gerekiyor. Resmi riskli yapı tespiti ise bakanlığın lisanslandırdığı kuruluşlar aracılığıyla yürütülüyor. Ev satın alırken veya mevcut konutun güvenliğini sorgularken yapı projelerini, geçmiş teknik raporları ve yapılan tadilatları öğrenmek iyi bir başlangıç olabilir. Taşıyıcı sisteme müdahale şüphesi varsa uzman incelemesini ertelememek gerekiyor.
Su baskını riski kapının dışından başlıyor
Şiddetli yağış sırasında konutun bulunduğu sokağın eğimi, çevredeki suyun akış yönü ve drenaj kapasitesi bir hayli önem kazanıyor. Bodrum katlar, zemin seviyesinin altında kalan girişler ve otopark rampaları, suyun binaya ulaşabileceği noktalar arasında bulunuyor. Bu riski değerlendirirken geçmişi sormak işe yarayabiliyor. Binayı daha önce su bastı mı? Sorunun kaynağı bulundu mu? Yapılan onarımdan sonra benzer bir olay yaşandı mı? Çatı oluklarının, yağmur giderlerinin ve su tahliye sistemlerinin bakım kayıtları da tabloyu tamamlıyor. Üstelik sigorta açısından suyun nereden geldiği de oldukça önemli. Dışarıdan gelen sel ve su baskını ile tesisattan kaynaklanan dahili su hasarları farklı teminat başlıklarında değerlendirilebiliyor. Quick Sigorta’nın konut sigortası ürününde bu riskler ayrı başlıklarla yer alıyor. Korumanın kapsamı, poliçedeki şartlar ve istisnalar üzerinden kontrol edilmeli.
Elektrik panosu, kablolar, topraklama ve koruma ekipmanları evin güvenliği açısından gözden geçirilmesi gereken diğer önemli unsurlar. Kullanılan cihazların artmasıyla tesisatın mevcut ihtiyaca uygunluğu da önem kazanıyor. Bu kontrollerin mutlaka yetkin uzmanlar tarafından yapılması gerekiyor. Olası bir afet sırasında enerji altyapısının devre dışı kalması, binadaki sistemleri de etkileyebiliyor. Örneğin elektrikle çalışan bir su tahliye pompasının kesinti sırasında çalışamaması, baskının büyümesine yol açabilir. Su altında kalan elektrik aksamı ise ayrıca tehlike anlamına gelebilir. AFAD, sel sonrasında gaz sızıntısı ve su altında kalmış elektrikli ekipmanlara karşı dikkatli olunmasını istiyor.
Dikkat! Sigorta poliçesi dayanıklılık raporu yerine geçmez
Tekrarlayan bir çatı sızıntısı, sık arızalanan tesisat veya ertelenen bir onarım, gelecekteki hasarlar için önemli bir uyarı olabilir. Apartman yönetiminin tuttuğu servis raporları, onarım faturaları ve kontrol kayıtları, hangi sorunun ne zaman giderildiğini gösterir. Söz konusu bu belgeler ev sahibinin riskleri takip etmesini kolaylaştırır; hasar sonrasında olayın geçmişini açıklamaya da yardımcı olabilir. Bununla birlikte, bakım yapılmış olması her hasarın sigortadan karşılanacağı anlamına gelmez. Teminatın işlemesi, hasarın nedeni ve poliçe koşullarıyla birlikte değerlendirilir.
DASK poliçesinin bulunması, binanın teknik incelemeden geçtiğini veya depreme dayanıklı olduğunun onaylandığını göstermez. Zorunlu Deprem Sigortası, deprem ve deprem sonucu oluşan belirli olayların binada neden olduğu maddi zararları poliçe limitleri içinde karşılar. Ev eşyaları ve depremden bağımsız su baskınları bu korumanın dışında kalır. Konut sigortası hazırlanırken bina ve eşya bedellerinin, seçilen teminatların, limitlerin ve muafiyetlerin birlikte incelenmesi gerekir. Dünya Habitat Günü’nde evimize bir de bu gözle ve çok daha dikkatli bakmak; teknik inceleme ihtiyacını belirlemek, bakım eksiklerini gidermek ve sigorta korumasını gerçek ihtiyaçlarla eşleştirmek için somut bir başlangıç olabilir.