"Çocuğum çok ekrana bakıyor" demeden önce lütfen bu yazıyı okuyun! Araştırmalar gösteriyor ki dijital detoksun etkili ve örnek olması için önce yetişkinler harekete geçmeli.
Çocukların elinden düşmeyen tabletler, yemek masasında bile bırakılmayan telefonlar ve bitmek bilmeyen oyun süreleri… Ebeveynler bugünlerde en büyük savaşını dijital ekranlara karşı veriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, çocuklara "Bırak o telefonu!" derken bildirimlerini kontrol eden yetişkinler var! Bilimsel araştırmalar, çocukların ekran bağımlılığında en belirleyici faktörün ebeveynlerin kendi dijital alışkanlıkları olduğunu, yani çocukların aslında büyüklerin "dijital aynası" olduğunu gösteriyor.
Günde yedi saatlik görünmez mesai
Dünya genelindeki veriler, yetişkinlerin ekran sürelerinin artık bir hobi olmaktan çıkıp ikinci bir mesaiye dönüştüğünü kanıtlıyor. DataReportal’ın küresel raporuna göre 16-64 yaş arası yetişkinler günde ortalama altı saat 40 dakikayı ekran karşısında geçiriyor. Digital 2025 Türkiye ve BTK verilerine göre de Türkiye’de bu oran dünya ortalamasını da aşarak günlük yedi saatin üzerinde seyrediyor. 2025 ve 2026 başı itibarıyla paylaşılan güncel raporlar bu durumu şu çarpıcı rakamlarla özetliyor:
- Türkiye’de bir kullanıcı günde ortalama yedi saat 13 dakikasını internete bağlı kalarak geçiriyor.
- Küresel ortalama ise yaklaşık altı saat 45 dakika civarında seyrediyor. Yani Türkiye, dünya ortalamasının yaklaşık yarım saat üzerinde bir performans sergiliyor.
- Bu sürenin yaklaşık iki saat 43 dakikası doğrudan sosyal medya platformlarında (Instagram, YouTube, TikTok vb.) geçiyor.
- İnternet trafiğinin yüzde 76'sından fazlası mobil cihazlardan geliyor. Telefonlar artık adeta vücudumuzun bir uzvu haline gelmiş durumda.
Neden bu kadar çok bakıyoruz?
Bu yüksek oranların arkasında birkaç temel dinamik yatıyor. Türkiye, dünyada kişi başına düşen özellikle Instagram kullanım süresinde genellikle ilk sırada yer alıyor. Aylık ortalama 32 saati aşan bir kullanım süresiyle dünya ortalaması olan 16 saati ikiye katlıyoruz. Dijital okuryazarlığı yüksek ve teknolojiye meraklı genç nüfus, ortalamayı yukarı çekiyor.
“We Are Social” ve “Meltwater” tarafından hazırlanan, dünya çapında referans kabul edilen "Digital 2025: Turkey" raporuna göre, Türk kullanıcıların yüzde 71,6'sı interneti öncelikli olarak "bilgi edinme" amacıyla belirtiyor. Ancak bu süreç genellikle sosyal medya akışlarında uzun vakit geçirmeye dönüşüyor. Bu sürenin büyük bir kısmını iş dışı aktiviteler; yani sosyal medya kaydırma (scrolling), kısa videolar ve dijital alışveriş oluşturuyor. Kendi zamanımızı yönettiğimizi sanırken aslında ekran başında koca bir ömrün üçte birini tüketiyoruz.
Veriler, sadece yetişkinlerin değil, 6-13 yaş arası çocukların da günde ortalama “6,4 saat” ekran başında olduğunu gösteriyor. Bu durum, fiziksel aktivite azlığı ve uyku kalitesi gibi konularda uzmanların ciddi uyarılar yapmasına neden oluyor.
"Technoference" ve modelleme
Literatürde son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavrama da değinmek gerekiyor ki o da “Technoference”. Bu terim, teknolojik cihazların insan ilişkilerine ve etkileşimlerine “müdahale” etmesini tanımlıyor. Journal of Children and Media’da ve farklı saygın yayın organlarında yer alan çalışmalar, bir ebeveynin çocuğuyla konuşurken veya oyun oynarken sürekli telefonuna bakmasının çocukta "reddedilme" hissi yarattığını ortaya koyuyor. Ebeveynin dikkati ekrana kaydığında, çocuk bu ilgiyi geri kazanmak için daha hırçın ve kural tanımaz davranabiliyor. Yani çocuklardaki davranış bozukluklarının kökeninde, ebeveynin dijital dünyada "kaybolması" yatabiliyor.
Aşırı ekran süresi sadece çocukları değil, yetişkinleri de psikolojik bir kıskaca alıyor. Sürekli bilgi bombardımanı ve başkalarının "filtrelenmiş" hayatlarını izlemek, beynimizde FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) ve kronik kaygıyı tetikliyor. Uzmanlar, ekran başında geçen sürenin artmasıyla kortizol (stres hormonu) seviyesinin yükseldiğini, bunun da yetişkinlerde uyku bozukluğu, odaklanma güçlüğü ve yetersizlik hissi gibi sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.
Psikolojideki "sosyal öğrenme" kuramına göre çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini taklit ediyor. Bir evde kitap okuyan değil, sürekli ekran kaydıran bir yetişkin varsa; çocuğun ekranı "dünyanın en değerli bilgi ve eğlence kaynağı" olarak algılaması kaçınılmaz oluyor. Araştırmalar, ebeveynleri dijital detoks yapan veya ekran süresini sınırlandıran çocukların, teknolojiyle çok daha sağlıklı ve kontrollü bir bağ kurduğunu gösteriyor.
Dijitalleşen dünyada teknolojiden tamamen kopmak mümkün değil ancak onu "bilinçli tüketmek" mümkün. Çocuklara sağlıklı dijital alışkanlıklar kazandırmanın yolu, ebeveynin ekran süresine sınır koymasından ve onlarla göz teması kurduğu anları çoğaltmasından geçiyor. Unutulmamalı ki en sağlıklı dijital sınırları belirlemenin yolu, çocukla kurulan gerçek ve kesintisiz iletişimi inşa etmekten geçiyor.