Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantının başlığı şuydu: “Dünya yanarken şirket stratejisi nasıl yapılır?” Başlığı görünce aklıma bizim o meşhur sözümüz geldi: “Köy yanar, deli taranır.” Biraz sert, biraz da gülümseten bir söz. Ama bugün yaşadığımız dünyaya bakınca üzerinde düşünmeye değer.
Dünya değişiyor. İklim değişiyor. Teknoloji değişiyor. Finansal piyasalar karmaşıklaşıyor. Jeopolitik riskler, enerji ve su güvenliği, tedarik zincirleri, dijitalleşmenin getirdiği yeni tehditler hayatımıza giriyor. Peki biz ne kadar değişiyoruz? Şirketlerimizi, şehirlerimizi, finansal sistemimizi ve sigortacılık anlayışımızı bu yeni risk düzenine göre ne kadar hazırlıyoruz? Bana göre önümüzdeki dönemin anahtar kelimesi burada: Dayanıklılık.
Dayanıklılık krizden sonra başlamaz. Yeni Orta Vadeli Program'da “ekonomik güvenlik ve dayanıklılık” perspektifinin güçlü biçimde yer almasını bu nedenle önemsiyorum. Çünkü dayanıklılık artık yalnızca afetlerin veya kamunun meselesi değil. Şehirlerin, şirketlerin, finansal sistemin ve sigorta sektörünün temel strateji konusu. Ve dayanıklılık, kriz meydana geldiğinde ne yaptığımız değildir. Asıl dayanıklılık, kriz meydana gelmeden önce ne yaptığımızdır.
Kentsel dönüşüme de böyle bakıyorum. Mesele yalnız eski binayı yıkıp yenisini yapmak değil. Daha güvenli yapıyı, doğru mühendisliği, sağlıklı finansmanı ve güvenceyi birlikte kurabilmek. Nitelikli dönüşüm dediğimiz şey tam olarak bu. Çünkü kötü riski yalnız sigortalayarak iyi riske dönüştüremeyiz. Önce riski göreceğiz. Sonra azaltacağız. Kalan riski güvence altına alacağız.
“Biz kendi mıntıkamızı temiz tutacağız”
Aslında bu düşüncenin sigorta piyasasındaki karşılığını da son dönemde görüyoruz. SEDDK Başkanımız Sayın Davut Menteş'le ocak ayında yaptığımız bir görüşmede, finansal piyasaların giderek karmaşıklaşan yapısını konuşmuştuk. Fonlar, dijital kanallar, teknoloji ve organize ağlar üzerinden oluşabilecek yeni riskleri değerlendirirken söylediği bir cümle özellikle aklımda kaldı: “Biz kendi mıntıkamızı temiz tutacağız.” Bence bu cümle, düzenleyiciliğin özünü de anlatıyor. Sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek elbette önemli. Ama daha değerlisi, riski oluşurken görebilmek ve sistemi önceden güçlendirmek. Bugün finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler, o gün yapılan bu tespitin ve alınan tedbirlerin değerini daha görünür hale getiriyor.
Sigorta sektöründe sermaye yapısının ve finansal dayanıklılığın güçlendirilmesine, trafik sigortasında hasar yönetiminin iyileştirilmesine ve sistemin sürdürülebilirliğine yönelik atılan adımları da aynı perspektiften okuyorum. Hedef aslında çok net: Daha güçlü, daha öngörülebilir ve daha dayanıklı bir sigorta piyasası.
Sigortacılık hasardan önce başlamalı
Aynı değişimi kendi mesleğimizde de yapmak zorundayız. Biz sigortacılar yıllarca işimizi şöyle anlattık: Risk gerçekleşir, hasar olur, sigorta şirketi öder. Artık bu yeterli değil. Sigortacılık hasardan önce başlamalı. Elimizdeki hasar verisini, risk modelleme kabiliyetini, mühendisliği ve reasürans tecrübesini yalnız zararı ödemek için değil, zararın oluşmasını ve büyümesini önlemek için de kullanmalıyız. Bu nedenle iş dünyasına söylediğim bir söz var: Sigortacınızı yatırım bittikten sonra poliçe almak için çağırmayın. Yatırıma karar verirken masaya çağırın. Çünkü önümüzdeki dönemin önemli kavramlarından biri sigortalanabilirlik olacak. Riskini yönetmeyen yatırımın sigorta maliyeti artacak, şartları ağırlaşacak, bazı durumlarda kapasiteye erişimi zorlaşacak. Bu nedenle sigortalanabilirlik giderek yatırım yapılabilirliğin kriterlerinden biri haline gelecek.
Riskten dirençliliğe
Önümüzdeki dönemde başarılı şirket yalnızca en hızlı büyüyen şirket olmayacak. Başarılı şehir yalnızca en fazla bina yapan şehir olmayacak. Başarılı finansal sistem de yalnızca en fazla kaynak üreten sistem olmayacak. Asıl başarı riski erken görebilmek, şoku karşılayabilmek ve düştüğünde hızla ayağa kalkabilmek olacak. Ben buna riskten dirençliliğe geçiş diyorum. Bunu da üç kelimeyle özetliyorum: ÖLÇ. ÖNLE. GÜVENCEYE AL.
Risklerin tamamını ortadan kaldıramayız. Ama sonuçlarının felakete dönüşmesini engelleyebiliriz. Başladığım yere döneyim: “Köy yanar, deli taranır.” Dünya değişirken eski alışkanlıklarla yolumuza devam etme lüksümüz yok. Mesele yangın çıktıktan sonra ne yaptığımız değil; yangını önceden görüp ne kadar hazır olduğumuz. Yeni dönemin şirket stratejisini de, sigortacılığını da, ekonomik dayanıklılığını da bu anlayış üzerine kurmak zorundayız.