Otomotiv sektörü 2026’da hem dünyada hem de Türkiye’de büyük bir dönüşüm dalgasına kapılacak. Teknoloji, sürdürülebilirlik ve esnek üretim modelleri dönüşümün anahtarı…
Elektrikli araçlar, yazılım odaklı üretim, yeni tedarik modelleri, küresel gerilimler ve değişen tüketici davranışları… Tüm bu başlıklar, global ekonominin önemli aktörlerinden otomobil sektörünün önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğine dair güçlü sinyaller veriyor.
Dünya genelinde elektrifikasyon artık bir “hedef” değil, somut olarak hızlanan bir süreç. Uluslararası raporlar 2026’da elektrikli ve plug-in hibrit araç* üretiminde çift haneli büyümelerin beklendiğini gösteriyor. Öyle ki, küresel ölçekte binden fazla elektrikli modelin piyasada olacağı öngörülüyor. Çin ve Avrupa bu dönüşümde hâlâ başı çekerken ABD’de büyüme biraz daha yavaş ve temkinli ilerliyor. Bununla birlikte otomotiv devleri artık kendilerini yalnızca araç üreten şirketler olmaktan çıkarıp “mobilite ve yazılım firmaları” olarak konumlandırıyor. Araçların yazılım mimarisi, batarya teknolojisi, sensörler ve bağlantılı hizmetler, üreticilerin ana yatırım alanları haline gelmiş durumda.
Ancak tüm bu dönüşümün parlak tarafının yanında gölge alanları da var. Tedarik zinciri hâlâ kırılgan; batarya üretimi için gerekli kritik mineraller, yarı iletken çipler ve lojistik maliyetleri sektörü zorlamaya devam ediyor. Bu kırılganlık, araç fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Elektrikli araç talebi dünya çapında artıyor ancak her ülke bu konuda aynı hızla dönüşemiyor. Altyapı, şarj istasyonu ve maliyetler bazı ülkeler açısından hâlâ ciddi bir eşik. Bu nedenle hibrit ve plug-in hibrit modeller 2026’da “geçiş dönemi araçları” olarak önemini koruyacağa benziyor.
Türkiye’de tablo iddialı ve temkinli
Türkiye tarafına bakıldığında tablo hem iddialı hem de temkinli. 2026 için 43,7 milyar dolarlık bir otomotiv ihracat hedefi bulunuyor ve bu hedef, üretim endeksinde de yukarı yönlü bir beklenti yaratıyor. Özellikle tedarik sanayisinin güçlenmesi, Türkiye’nin Avrupa üretim zincirindeki yerini daha da kritik hâle getiriyor. Ancak iç pazarda farklı bir gerçeklik var: Döviz kurları, vergiler ve üretim maliyetleri nedeniyle 2026’da araç fiyatlarının belirgin biçimde düşmesi beklenmiyor. Talep canlı kalabilir ama tüketicinin “fiyatların düşmesini bekleme” umudu muhtemelen karşılık bulmayacak.
Sonuç olarak 2026, otomotiv sektörü için “dengeli dönüşümün yılı” olacak gibi duruyor. Bir yanda hızlanan elektrifikasyon, dijitalleşme ve ihracat hedefleri; diğer yanda maliyet baskıları, tedarik zinciri riskleri ve ülkeler arası farklılaşan tüketici davranışları… Bu denklem hem üreticiler hem de tüketiciler açısından çok katmanlı bir yıl vaat ediyor.
Kim teknolojiye, sürdürülebilirliğe ve esnek üretim modellerine doğru adım atarsa, 2026’nın kazananı o olacak. Türkiye’nin de özellikle ihracatta güçlü bir hamle yapmaya hazırlandığını düşünürsek sektörün önümüzdeki dönemde daha rekabetçi bir konuma ilerleyeceğini söyleyebiliriz.
2026 yılında Türkiye’de sıfır ve ikinci el araç fiyatlarının seyri birkaç ana unsurun kesişimine bağlı olacak gibi görünüyor. Geçtiğimiz dönemde olduğu gibi döviz kurları, vergiler (özellikle ÖTV / ithalat vergisi) ve üretim maliyetleri hâlâ fiyatları yukarı çeken en büyük hususlar. Uzmanlara göre bu baskılar ortadayken fiyatların düşmesi pek olası değil gibi. 2026’da sıfır araçlarda fiyat bandının 1,2 milyon TL ile 2 milyon TL arasında seyredeceği öngörülüyor.
İkinci el piyasasında ise 2025 itibarıyla arz yönlü genişleme oldu. Bu, teorik olarak fiyatlarda bir miktar denge ya da yumuşama getirebilirdi. Ancak aynı zamanda yeni araç fiyatlarının yüksekliği, ikinci ele olan talebi canlı tutmaya devam ediyor; bu da ikinci el fiyatlarını hâlâ yukarı taşıyabilir.
Dolayısıyla da tüketici tarafında “bütçe ve kredi imkanları” belirleyici olacağa benziyor. Eğer döviz kuru, vergiler ve finansman koşulları sabit kalır ya da daha da zorlaşırsa 2026’da araç almak “kolay olmama” halini koruyabilir. Ancak arz artışı, talep dengesi, ikinci el alternatifleri sayesinde, fiyat artış hızı belki biraz yavaşlayabilir. Ani, sert zamlar olmasa da fiyatlarda kolay “düşüş” de beklemek gerçekçi gözükmüyor.
*plug-in hibrit araçları Plug-in Hybrid Electric Vehicle (PHEV): Hem benzinli/dizel bir içten yanmalı motora hem de şarj edilebilen bir elektrik motoru ve bataryaya sahip olan araçlara denir.